Italya-4 Venedik

20121005-142414.jpg

Ordan oraya atlar gibi post yapiyorum, ben de elbet isterdim ki akilli uslu bol zamani olan bir blogger olayim da gunu gunune paylasayim herseyi, ama nerde bende o zaman? Su an yuksek lisans yaptigim okulun kantininde ders saatinin gelmesini kahve esliginde beklerken, aha dedim artik hicbir kacarin, mazeretin yok, yaz kizim! (cok mesleki oldu sanki?)

Aslinda Italya’da Roma’dan sonraki duragimiz Floransa idi ama Floransa fotograflarini editlemek cokca vakit alacagindan, elimde hazir guzelinden Venedik bana guzel guzel poz vermisken onlari paylasmak istedim.

Venedik, ah Venedik elbette ki buyuleyici guzellikte bir sehir.. Yine ve yine kalabaligin icinden o guzelligi cekip cikarabilmek cok zor.. Firsatim olursa buralari daha sakin vakitlerde, belki bir ilkbahar gununde gezmek beni cok daha mutlu edecek. Sevmiyorum o deli turist kalabaligini, fotograf cekesim bile gelmiyor inan.. O yuzden kizma bana sevgili dost, kizma daha cok cekmedim diye. Sadece onca kalabalikta yapayalniz ve ozgur oldugumu hayal ederek yaptigim bu gezide, gel sen de paylas ayni ozgurlugu benimle…

20121005-142131.jpg

20121005-142216.jpg

20121005-142238.jpg

20121005-142300.jpg

20121005-142323.jpg

20121005-142447.jpg

20121005-142552.jpg

20121005-142513.jpg

20121005-142755.jpg

İtalya-3 “Pompei”

 

Pompei, Vezüv’ün “yaktığı” şehir..

Turumuzun “ekstrası” olan Pompei’ye gitmeden önce hakkında birsürü şey okumuş, tüylerimi bolca ürpertmiş, korkunç manzaralara hazırlanmış bir şekilde bu şehre ayak basmaya hazırlanmıştım.

Neticede boru değil, 24 Ağustos 79 tarihinde Vezüv’ün lavları altında kalmış, öncesinde medeniyetin belki de altın çağını yaşadığı dev bir şehirken, 1700 yıl sonra yeniden ortaya çıkarılmış, sokakları, evleri, okulları, hamamları bile hala büyük çoğunluğuyla ayakta olan bir şehirden bahsediyorum.

 

En fakir ailenin dahi 70 kölesinin bulunduğu, erkeklerin gün ağırmasıyla çalışmaya, çocukların okula, kadınların ise kendini güzelliklerine verdiği bir şehirmiş Pompei. Çok eşlilik esasıyla, evlerde kadın ve erkeklerin yataklarının ayrı, her daim yeni bir sevgiliyi beklercesine kendilerine özen gösterdikleri, her sokakta hamam olan bir yer.. Ticaretin gelişmişliği, şehrin göbeğindeki dev pazar yerlerinden de açıkça görülebiliyor.

Pompei’nin ticaretin yanında bir diğer geçim kaynağının ise fuhuş olduğundan bahsediliyor. Hatta, şehre bu amaçla gelen yabancıların, genelevi kolaylıkla bulabilmeleri için yerlere ve duvarlara geneleve hangi sokaktan girileceğini gösteren erkek cinsel organı kabarmaları bile yapılmış, zira birçoğu hala taşların üzerinde.

 

 

Bir genelev duvarındaki resimler

Cinselliğin bu denli açık ve yoğun yaşandığı bir şehirde, tek eşlilik o dönemde tercih edilen bir yöntem değilmiş. Kadınlar ve erkekler evlenseler dahi birbirlerinden farklı kişilerle birarada olurmuş.

Çocukların eğitimi ise önemli bir konu olarak ele alınmış Pompei’de, zira çocuklar iyi bir eğitim alıyor, o dönem hem Latince, hem Yunanca hem de şu anki İtalyancaya benzeyen konuşma dillerini öğreniyorlarmış. Ayrıca, kendi yasalarından maddelerin öğrenilmesi ve “hak” kavramının kitaptan sokağa inmesi amacıyla şehirde özgürlüğün ve yasaların duvarlara dahi kazınmış olduğunu gördük. Pompei, döneminde ticaretin, hukukun zirvesindeymiş anlayacağınız.

Peki ne oldu da bu şehir tarihe gömüldü? Teolojik olarak bunu açıklamak çok basit, zaten birçok kaynak da bu rahat, çok eşli, fuhuşun yaygın olduğu hayatı “Tanrının cezalandırdığı” yönünde fikir beyan etmiş. Yine katolik kaynaklarda, putperest olan Pompeililerin bu nedenlerden ve Hz.İsa öldürüldükten sonra dahi hala çok tanrılı dine inanmalarından ötürü cezalandırıldıkları dikkati çekiyor. Bilimsel olarak bakıldığında ise, şehre yaklaşık 10 km uzaklıktaki Vezüv’ün bugün de aktif (İtalyancada “sönmeyen” anlamına geldiğini belirtelim) bir yanardağı olduğunu gözden kaçırmamak gerek. 3 gün içerisinde şehri küle boğması, solunan zehirli gazlar, havadan yağan kül ve toz yağmuru ile bu mümkün. Rehberimiz, birçok kişinin deniz yolu ile kaçmayı başardığını, ancak özellikle yağmacıların geride kalan eşyaları toplayabilmek için kaldıkları esnada mahsur kaldıklarını söylemişti.

Taşlaşmış insanlar ilk bulunduklarında, aslında doğru şekilde ifade etmek gerekirse şehrin yeniden keşfedilmesi esnasında yapılan kazı çalışmalarında kalıp halindeki bedenlere değen kazı makinaları durdurulmuş, içinde elbette ki organlardan ve etten eser kalmamış bedenlerin içine sıvı halde alçı veya benzeri madde doldurulmuş ve bugün bu şekilde sergilenmesi sağlanmış. Dökülen sıvı madde, vücudun aynen şeklini aldığından, kıvrımları, üzerindeki giysi ve takıları bile seçilebilir halde. Bu nedenle görüntü, tahmin ettiğinizden çok daha gerçek, çok daha etkileyici.

Sadece taşlaşmış insanlar veya heykeller için değil, gerçekten tarihi görebilmek için, kül tabakasından kurtulduğunda hala ayakta kalmış dev bir şehri gezebilmek için, yeri gelip de “gözlerine inanamamak için” kesinlikle buraya gelinmeli derim.

Aynı gün Napoli’yi de gezdik ama siesta saati olması nedeniyle her yer ama her yer kapalıydı Napoli’de. Onca saat güneşin bağrında bir antik kenti arşınladıktan sonra güzel bir yemek ve kahve molası olacağını düşündüm, ama benim için hüsran oldu.. “Ama sen de Napoli’nin şurasını şurasını gezmemişsin ki!” diyerek beni kınarsanız, bir sonraki seyahati Ağustos’ta ve öğlen sıcağında yapmamak koşuluyla size katılabilirim.

 

İtalya

İtalya hayallerimin ülkesi değil, görmeden ölmem dediğim bir yer değildi. İnternette daha çok başka turlara bakarken, gün olarak daha uzun ve fiyat olarak daha ekonomik geldiği için tercih ettim bu turu. İyi de etmişim, çünkü gerçekten güzel yerler gördüm, iyi insanlar tanıdım, bilmediğim bir şehirde bisiklet sürdüm, Pisa kulesini karşıma alıp şekerleme yaptım, çok iyi yemek yiyememiş olsam da farklı tatlar denedim.

Hoş bir deneyimdi. Tek başına tatili herkese tavsiye ederim:)

 Bir yolculuk klasiği olarak kanat fotoğrafı

İtalya turumuza Cumartesi gunü başladık. Saat 10:30 da Roma Havalimanına inmiştik. Ardından tur ekibiyle buluşma, bavul alma, tur otobüsüne binme ve yaklaşık yarım saat süren bir yolculuk sonucu Roma sehir merkezine varış. Roma’nın ne kadar büyüleyici bir sehir olduğunu anlatmaya zaten gerek olmadıgını düşünüyorum. Bir imparatorluğun etrafında kurulduğu bir sehir ne kadar büyüleyici olabilir dıyorsanız en yakın zamanda İstanbul’u da ziyaret etmenizi öneririm. Kastettiğim ziyaret elbette ki bir AVM veya Nişantaşı ziyareti değil.

 San Pietro Bazilikası

İlk durağımız Vatikan oldu. Açıkcası daha önce hiç turka geziye gitmediğim için bazı seyler bana çok yeniydi, ornegin girdiğimiz her sehirde sehir merkezine girecek tur otobüsleri öncelikle izin alıyorlar, otobusteki kisi sayısını bildiriyorlar, sonrasında artık ilgili kurum hangisiyse tur otobüsünün çizeceğiz rotayı belirliyor. O rotaya göre otobüs, belli bir saatte sehirden çıkmak zorunda. Tüm bu düzenlemeleri yapmalarının sebebi olarak, tur rehberimiz, İtalya’da bu aylarda turist sayısının çok fazla olduğunu, düzenleme yapılmazsa belli bölgelerde ciddi yoğunluklar olacağını , ornegin aynı anda gelen 4 otobüsün birden Vatikan’a giriş yapması durumunda diğer bölgelerin daha sakin olup Vatikan’da kapasite üstü bir yoğunluk yaşanacağından problemlerin çıkacağını anlattı. Gittiğimiz her şehirde bu durumu yaşadık, girişte izinler aldık. Ama az önce de söylediğim gibi, ilk defa turla seyahat ettiğim için bu husus diğer ülkeler için de geçerli midir, bilemeyeceğim..

Vatikan’ın İsviçreli Muhafızları

Vatikan’ın dünya üzerindeki gücünü anlatmaya gerek yok, İsviçre bankalarında kaç sıfırlı olduğu belli olmayan miktarlarda paralar, sonsuz şaşaa, güç, dünyanın çoğunluğunun ruhani lideri Papa.. Kurban bayramında bütün dünyanın Mekke’ye akın etmesi, insanların yıllarca hac sırası beklemesi gibi bir durum, sadece görünümü daha modern, ama mantıken hiçbir fark yok. Yine de, Roma’yı Roma yapanın Vatikan’dan çok daha fazlası olduğunu, hatta Vatikan’dan çok daha öncesi olduğunu, şehri birkaç gün daha gezdikten sonra daha iyi anlayabiliyorsunuz..

Michelangelo – Pieta

Yıllar önce, holigan bir dindar tarafından suikaste kurban gitmekten son anda kurtarılan, Michelangelo’nun “masterpiece (ustalık eseri)” olarak adlandırılan, Meryem’in yüzündeki hüzün ve masumiyeti görmek için insanların dünyanın öbür ucundan kalkıp geldikleri ünlü Pieta; San Pietro’da kurşun geçirmez bir camın ardında saklanıyor..

Oysa ki ben Vatikan’da en çok kuşları ve onların peşinden koşan çocukları sevdim!

Sistine Şapeli ve Vatikan müzesini ne yazık ki gezemedim. 7 kmlik bir müze alanını gezebilmek için haliyle vakit lazım, e rehber  “1 saat sonra şu gölgede buluşacağız” dediğinde,  içeriye girememekten başka bir şansım da kalmadı.

Monumento Nazionale a Vittorio Emanuele II ve Piazza Venezia

Colesseum

Bunların Roma’ya dair bilindik görüntüler olduğunun farkındayım ama, o noktada tur otobüsünden inemediğimiz için bana da böyle fotoğraflar çekmek düştü.

Ama merak etmeyin, iplerim çözüldüğü anda koşarak özgürlüğüme kavuştum!