Kurban Bayramı’nın 4. Günü

Bir yanımın dört gözle beklediği, diğer yanımın gelmesini hiç istemediği kurban bayramı, zıpkınnn gibi fişşekk gibi geldi de geçti. Bugün 4. gün. Kurban bayramlarının neden Ramazan Bayramlarından bir gün daha uzun sürdüğünü hep merak etmiş ancak hiç araştırmamışımdır. Bileniniz varsa, bu meraklı ancak üşengeç bünyeyi bu postun altına yorum bırakmak suretiyle çok ama çok me’sud edersiniz cicişlerim.

Gelelim neden bayram konusunda ikilem yaşadığıma.. Son zamanlarda iş temposu çok yoğundu. Her gün en az bir, en çok belirsiz sayıda duruşma, adliyede yapılacak evrak işleri, 1 Ekim itibariyle yürürlüğe giren yeni tontiş usul kanunumuz HMK (Hukuk Muhakemesi Kanunu) ile yaşadığımız anlamsız didişmeler beni çok yormuştu. Bilmeyenler için, usul kanununun yeri bambaşkadır, zira bizim işimiz gücümüz onunla. Çünkü, usul kanunu muhakeme sürecinin işleyişini düzenler, dava nasıl açılır, dilekçede hangi hususlar olmalıdır, hangi mahkeme görevli/yetkilidir, dava değerini nasıl değiştiririz, cevap dilekçesini ne sürede veririz.. gibi tüm detaylar bu kanunda yer alır ve bu kanunun değişmesi demek, yılların düzeninin o tarih itibariyle değişmesi demektir. Düzenin değişmesi demek, zaten hiçbir zaman verildiği saatte giremediğimiz duruşmaların daha da gecikmesi ve bazen neredeyse tüm gününüzü mahkeme kapısında bekleyerek geçirmek, planlanılan işlerin hiçbirini yapamamak, akşam olduğunda “ne ara akşam oldu, gene şunu/bunu yapamadım” diye hayıflanmaktır.

Özellikle her gün başka mahkemede duruşmam olduğu düşünüldüğünde “acaba bugün hakim bey/hakimanım süre verecek mi, kesin süre ihtarı yapacak mı, ön inceleme mi diyecek..” gibi sorular beynimi yiyordu. Adliyede karşılaştığım diğer avukat arkadaşlarımın gündemi tamamen yeni yürürlüğe giren HMK olmuştu çünkü 1 Ekim öncesinde sayın Yargıçlara eğitim verilmemiş – ve hatta eğitim için kanunun yürürlüğe girdiği hafta içi seçildiğinden 1 hafta boyunca hakimlerin olmaması nedeniyle o haftaki duruşmalar güme gitmiş ve en ciddisinden bir kaos yaşanmıştı – o nedenle eski kanun ile yeni kanun bir tencereye konulup kısık ateşte ağır ağır pişirilirken bize de her hakimin uyguladığı farklı yöntemi anlamaya, anlamasak da öğrenmeye çalışmak düşüyordu.

Tüm bu süreçte, o denli yoruldum ki, ve tüm bunlara ev ve okul döngüsü de dahil, bu tatili dört değil ondört gözle bekliyordum desem yeridir.

Bayramın gelmesini istememe nedenim ise, öğrencilik hayatıma yüksek lisans yaparak devam etme kararımın getirdiği, sizin de yıllar boyu yaşadığınız “bayram sonrası sınavları yüzünden bayramda ders çalışmak” polemiği.

Geçtiğimiz bayram, ailemle harika bir gezi yapmış, Coğrafya derslerinden aşina olduğumuz “Türkiye’nin en güneyi olan Hatay – Topraktutan köyü” ne dek yolculuk etmiş (Hala gezi postunu yayınlayamadım ya ona yanıyorum!), gezmekten çılgınca bir keyif alan bünyemi – ve tabi yöresel yemeklerle de midemi- musmutlu ederek memlekete dönmüştüm. Bu bayram için de taaa o zamandan kafamda en tatlısından bir yurt dışı, hadi olmadı bir yurt içi seyahati hayal etmiştim, ta ki sevgili hocalarım bayram sonrasına hazırlanacak ödev sunumu tarihlerini dağıtana dek! Hepsi de bayramdan sonraki hafta ve devamı haftalara tekabül ediyor, bu da bayram sonrası iş hayatına aynı hızla geri dönecek olduğumu düşünürsek bayramı ödev yaparak geçirmem anlamına geliyordu.

Anlayacağınız o yurt dışı yurt işi hayalleri suya düştü, bu bayram gittiğim en uzak mesafe eve 12 km mesafedeki alışveriş merkezi oldu.Çok sıkılıp yemeğe saldırdığım anlardan birinde ortaya ise şöyle bir manzara çıktı. Patlıcan Musakka ile Pilav. Cansınız.

Bayram benim için kitap okumaktan, araştırma yapmaktan, yazı yazmaya çalışıp tıkanmaktan, dipnotlardan, alıntılardan ibaretti. Ders arası kahve içip, Wii oynayıp, Antep’ten gelen fıstıklı kurabiyeleri yiyerek; televizyonda bilimum eski Türk filmleri izleyerek, arada bir de spora giderek kendimi mutlu etmeye çalıştım. Hala daha çalışmalarımı bitirebilmiş değilim, ama en azından umudum var. Bu bayramın acısını ise, bu derslerden AA alarak ve gelecek bayrama harika bir program yaparak çıkarmayı planlıyorum.

Eğer benim gibi gezememiş, şu veya bu nedenden eve tıkılmışlarınız varsa, bilin ki dostlar yalnız değilsiniz! Tatili çok gezerek geçirmişlere ise, size sözüm şu: alacağınız olsun, napalım, kader utansın be!