İtalya-2

My second day in Rome, without tour guide and others, totally on my own.. Mostly I achieved to get lost; but then I found my way back and were proud of myself.. I usually prefer to visit a city/country when the locals are around, but in August Italy is most likely to be a New York or Tokyo bec’ of the tourists.. On my route I say Trevi Fountain (like 8 times so there is no more romantic thoughts about it), Pantheon, Piazza Venezia, Piazza Spagna, Piazza Navona(love it) and after drinking a nice white wine, I ended up with Giolitti ice creams.. Hope you enjoy it as much as I did…

 

Roma’da ikinci gunüm özgürce sokakları arsinlayarak, kimi zaman kaybolarak, panik olarak, kimi zaman da “aferin bana, yine kayboldum ama sonunda yine tek basıma yolumu buldum” diyerek gecti. Kısacası pek keyifliydi. Yine de en büyük handikap, heryerin turist dolu olması, İtalya’da değil de zaman zaman Japonya’da , Amerika’daymis gibi hissetmek, havasını tam olarak koklayamamak.. Böyle zamanlarda gezmek, bir sehrin ülkenin yerlisinin olduğu zamanki havayı asla veremiyor ne yazık ki…

20120829-142740.jpg

Atlı arabaları, seyahat amaçlı değil de, eski tip yapsalarmış, daha bir göze hoş görünürmüş, daha bir Roma ruhunu hissettirirmiş gibi geldi bana..

20120829-142813.jpg

3 günde önünden toplam 8 kere geçtiğim, yaklaşık 50 metrekarelik meydanda iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalığın olduğu düşünüldüğünde, kafa kol göz bacak çıkmadan çekilebilecek tek Trevi fotoğrafını çekmişim, gururluyum 🙂

20120829-142844.jpg

İtalya deyince tabii ki çeşitli makarnalar, al dente ve onlar için çok önemli ama bizim için yapılabilecek en basit yemek kategorisinde.. Bize “siz pasta pişirebiliyor musunuz” diye sorulduğunda, gülmekten kendimizi alıkoyamadık. Bizim için akşam işten çok geç gelmiş veya kocasına sinirlenip yemek yapmamış annenin yemeğidir haşlanmış makarna 🙂

20120829-142910.jpg

Pantheon.. Sanırım Roma’da aşık olduğum tek bina(onca güzel binanın arasında bula bula bunu mu buldun diyenlere kocaman bir EVET) , Yunanca “Tüm Tanrıların Tapınağı”, Dünyanın en önemli, en iyi korunmuş binası. İmparator Hadrianus Döneminde yeniden inşaa edildiği söyleniyor. Kubbenin çapı 43 metre ki o dönem için ciddi bir mühendislik ve mimari çalışması ürünü olduğu aşikar. Tepesindeki açıklıktan akan yağmur suları için bile bir drenaj sistemi var, zaten şehrin her yerinde insanların rahatlıkla su içebilmesi için ve yağmur sularının toplanabilmesi için yüzyıllık çeşmeler var. Biz şu zamanda suyumuza sahip çıkamazken antik Romalıların bunları düşünüp tasarlamış olması, tersine evrimimizi apaçık gösteriyor.

20120829-142945.jpg

20120829-143011.jpg

20120829-143031.jpg

20120829-143102.jpg

Piazza Navona, şehrin bence en güzel meydanı. Eskiden hipodrom olduğu varsayılıyor, meydanın şekli ve etrafındaki binaların konumu da bu varsayımı doğrular nitelikte. Hipodromken, çıplak kadınların aç hayvanlara yem edildiği, şehrin zenginlerinin gösteriş yaptıkları dev bir alanken, şu an meydanın ortasında sokak sanatçıları resimler yapıyor, Afrika’dan gelen göçmenler çakma çantalar satıyor, etrafındaki küçük kafe ve restoranlarda ise birbirinden lezzetli İtalyan yemekleri servis ediliyor. Gece gitmenizi özellikle tavsiye ederim, ortasındaki Dört Nehir Heykeli karanlıkta başka bir güzel parlıyor, hele bir de damağınızda güzel bir şarabın tadı varsa.

20120829-143122.jpg

Giolitti, Roma’nın en ünlü dondurmacısı, yüzden fazla çeşit dondurma var.

20120829-143136.jpg

Ben Nutella, Fındık ve Antepfıstıklı tercih ettim. Tam bir karbonhidrat bombası! Ama istediğim sonucu alamadım, bence İtalya’nın dondurmaları çok krema-gibi.

20120829-143201.jpg

Sokaklarda gördüğüm manzaralar ise, iki kişilik keyfin “acaba” sını düşündürttü bana.. Kim bilir, maybe next time?:)

Instadiary

Malumunuz iPhone demek artik biraz da fotograf cekmek ve Instagram uzerinden filtreleyip paylasmak demek:) Ben de blogu her gün güncelleyemiyorum belki ama gün icinde kendimi veya görüp de beğendiğim seyleri fotoğraflamaya calisiyorum. O an gecip gidiyor belki ama fotograflara baktiginda sen tekrar o ani yasiyormuscasina iyi hissedebiliyorsun kendini:)


20120513-143834.jpg

*İzmir’den cook cok yakin bir dostum geldi, onunla bol bol vakit gecirdik, dertlestik, ozlem giderdik:) O aralar diyete basladim, simdi artik daha cok dikkat ediyorum yediklerime. Bu arada İstanbul’dan alip takma firsati bulamadigim pembe ve pudra rengi bileziklerimle bileklerime bayram ettirdim:) Bir de uzun suredir hayatima badem, ceviz ve kuru uzum sokmayi dusunuyordum, normalde cerez pek sevmem ama artik her gun 2 kasik yiyorum bu karisimdan:)
20120513-143848.jpg

Sevdigim dizilere biraz mola vermistim, her ne kadar Gossip Girl artik über saçma bir hale gelse de, Serena eziğin dibi olsa da belki son sezonudur diye umutla takip ediyorum. Fringe ise zaten yillarca izlesem bikmayacagim, ailemden biri gibi artik. Kuaforde, yolda, bakkalde bile Fringe izledigim gorulmustur.:) Daha baska sevdigim cok dizi var ama onlarin ekran goruntulerini cekmemisim demek, daha cok cekmeliyim!!!
20120513-143856.jpg
*Yine bir diger son zamanlar aktivitemiz DrawSomething; aslinda epeydir yuklu telefonumda ancak asil zevkli olan tanidigin insanlarla oynamak; biz de birkac arkadas birbirimizi ekleyip oynamaya basladik, cizemesem de tahminde cok basariliyim:)
Sonuncuyu bilememistim ama, cevabi Scream. Guzel cizmis dimi:)
Herkese mutlu pazarlar ve tum annelerin anneler gununu kutluyoooruum:))

Leman Kültür Antalya

Bugün, Lise-2’den beri çok çok yakın arkadaşım olan, üniversitede İstanbul’da okuduğumuz yıllarda şehrin ayrı yakalarında oturduğumuz için çok görüşemediğimiz ama hiçbir zaman kopmadığım arkadaşım Z ile buluştuk. İkimiz de memlekete kesin dönüş yaptık ya, gurbetteki gariban günlerimizi konuştuk yine, sonra burda çok vaktimiz olmasına rağmen niye buluşamadığımızdan hayıflandık, sonra tiyatrodan sinemadan konuştuk ve çok daha sık buluşalım,kentteki kültür sanat aktivitelerini kaçırmayalım diye sözleştik; bu sefer başarırız inşallah.

Buluşma mekanımız Leman Kültür’dü, Türkiye’nin en güzel Leman Kültür’ü bence Antalya’daki. Hele o menüdeki yiyecek isimleri beni benden alıyor. “Şansımı deneyeyim ben bu olsun” u yedim, şansımı denedim ve enfesti. Özellikle soslarını çok beğendim. Ayrıca diğer mekanlardaki gibi yemeği söyleyip on saat beklemiyorsun, muhabbetin “ee sen ne yapıyorsun abi görüşmeyeli?” kısmına geldiğinde garson başında elinde üstünde dumanı tüten yemeği ile hazır bekliyor oluyor. Hem dadından hem hızından yenmez.

Yemek sırasında işten, güçten, para kazanmanın zorluğundan, mesleklerimizin en ama en kötü yanlarından bahsederken, bir yandan başka masaların siparişlerini kestik, o ne yiyor?/hmm bu güzelmiş bir dahaki sefere bundan söyleyelim/aa bu da ne? gibi kısmen sapıkça ve aç bakışlar attık. Tok evin aç kedisi derler ya o hesap. Ama kötü bir niyetimiz yoktu canııım, maksat yeşillik.

Ardından tatlı mı yesek deyip işbu karışık meyveli Waffle ı söyledik. Yanında gelen çikolata ve çilek soslarıyla benim gibi bir tatlı canavarını bile doyurdu, bir daha uzun süre tatlı yemem herhalde.(Yalannnnn…)

Doyduk yedik çatladık, hava bozdu, iş güç derken kalkma vakti geldi, kalkarken bir de dilek ağacı manzaralı ambiyansı çekeyim dedim, hani görmek istersiniz diye.

Bu mekanın en sevimli yanı da, doğumgününüzü burda kutlamak isterseniz eğer, pasta gelirken müzik kesiliyor ve bir anda “hepi hepi börtdey tuu yuu” şarkısı çalmaya başlıyor, ve tüm ama tüm garsonlar başınıza gelip göbek atmaya, sizi döndürmeye başlıyorlar. O an gerçekten dışardan izlemesi çok keyifli; ama aynı gün içinde 10 doğumgünü olduğu zamanları da biliyorum ki o vakit artık sevimlilikten uzaklaşıp mide bulantısına doğru giden geri dönülmez bir yola girebiliyorsunuz.

Antalya’ya gelip arkadaşlarınızla iyi vakit geçirebileceğiniz bir mekan olarak Leman Kültür’ü tavsiye ediyorum, mekan Işıklar Caddesi’de yol üzerinde sağda.

Yemek için ise, Antalya’nın en ünlü yemeği olan köfte-piyazı inşallah çok yakın bir zamanda yapacağım piyazcı ziyaretinde fotoğraflayıp, buradan paylaşacağım. Tahin-severler, beni izlemeye devam edin anacıım!

Kurban Bayramı’nın 4. Günü

Bir yanımın dört gözle beklediği, diğer yanımın gelmesini hiç istemediği kurban bayramı, zıpkınnn gibi fişşekk gibi geldi de geçti. Bugün 4. gün. Kurban bayramlarının neden Ramazan Bayramlarından bir gün daha uzun sürdüğünü hep merak etmiş ancak hiç araştırmamışımdır. Bileniniz varsa, bu meraklı ancak üşengeç bünyeyi bu postun altına yorum bırakmak suretiyle çok ama çok me’sud edersiniz cicişlerim.

Gelelim neden bayram konusunda ikilem yaşadığıma.. Son zamanlarda iş temposu çok yoğundu. Her gün en az bir, en çok belirsiz sayıda duruşma, adliyede yapılacak evrak işleri, 1 Ekim itibariyle yürürlüğe giren yeni tontiş usul kanunumuz HMK (Hukuk Muhakemesi Kanunu) ile yaşadığımız anlamsız didişmeler beni çok yormuştu. Bilmeyenler için, usul kanununun yeri bambaşkadır, zira bizim işimiz gücümüz onunla. Çünkü, usul kanunu muhakeme sürecinin işleyişini düzenler, dava nasıl açılır, dilekçede hangi hususlar olmalıdır, hangi mahkeme görevli/yetkilidir, dava değerini nasıl değiştiririz, cevap dilekçesini ne sürede veririz.. gibi tüm detaylar bu kanunda yer alır ve bu kanunun değişmesi demek, yılların düzeninin o tarih itibariyle değişmesi demektir. Düzenin değişmesi demek, zaten hiçbir zaman verildiği saatte giremediğimiz duruşmaların daha da gecikmesi ve bazen neredeyse tüm gününüzü mahkeme kapısında bekleyerek geçirmek, planlanılan işlerin hiçbirini yapamamak, akşam olduğunda “ne ara akşam oldu, gene şunu/bunu yapamadım” diye hayıflanmaktır.

Özellikle her gün başka mahkemede duruşmam olduğu düşünüldüğünde “acaba bugün hakim bey/hakimanım süre verecek mi, kesin süre ihtarı yapacak mı, ön inceleme mi diyecek..” gibi sorular beynimi yiyordu. Adliyede karşılaştığım diğer avukat arkadaşlarımın gündemi tamamen yeni yürürlüğe giren HMK olmuştu çünkü 1 Ekim öncesinde sayın Yargıçlara eğitim verilmemiş – ve hatta eğitim için kanunun yürürlüğe girdiği hafta içi seçildiğinden 1 hafta boyunca hakimlerin olmaması nedeniyle o haftaki duruşmalar güme gitmiş ve en ciddisinden bir kaos yaşanmıştı – o nedenle eski kanun ile yeni kanun bir tencereye konulup kısık ateşte ağır ağır pişirilirken bize de her hakimin uyguladığı farklı yöntemi anlamaya, anlamasak da öğrenmeye çalışmak düşüyordu.

Tüm bu süreçte, o denli yoruldum ki, ve tüm bunlara ev ve okul döngüsü de dahil, bu tatili dört değil ondört gözle bekliyordum desem yeridir.

Bayramın gelmesini istememe nedenim ise, öğrencilik hayatıma yüksek lisans yaparak devam etme kararımın getirdiği, sizin de yıllar boyu yaşadığınız “bayram sonrası sınavları yüzünden bayramda ders çalışmak” polemiği.

Geçtiğimiz bayram, ailemle harika bir gezi yapmış, Coğrafya derslerinden aşina olduğumuz “Türkiye’nin en güneyi olan Hatay – Topraktutan köyü” ne dek yolculuk etmiş (Hala gezi postunu yayınlayamadım ya ona yanıyorum!), gezmekten çılgınca bir keyif alan bünyemi – ve tabi yöresel yemeklerle de midemi- musmutlu ederek memlekete dönmüştüm. Bu bayram için de taaa o zamandan kafamda en tatlısından bir yurt dışı, hadi olmadı bir yurt içi seyahati hayal etmiştim, ta ki sevgili hocalarım bayram sonrasına hazırlanacak ödev sunumu tarihlerini dağıtana dek! Hepsi de bayramdan sonraki hafta ve devamı haftalara tekabül ediyor, bu da bayram sonrası iş hayatına aynı hızla geri dönecek olduğumu düşünürsek bayramı ödev yaparak geçirmem anlamına geliyordu.

Anlayacağınız o yurt dışı yurt işi hayalleri suya düştü, bu bayram gittiğim en uzak mesafe eve 12 km mesafedeki alışveriş merkezi oldu.Çok sıkılıp yemeğe saldırdığım anlardan birinde ortaya ise şöyle bir manzara çıktı. Patlıcan Musakka ile Pilav. Cansınız.

Bayram benim için kitap okumaktan, araştırma yapmaktan, yazı yazmaya çalışıp tıkanmaktan, dipnotlardan, alıntılardan ibaretti. Ders arası kahve içip, Wii oynayıp, Antep’ten gelen fıstıklı kurabiyeleri yiyerek; televizyonda bilimum eski Türk filmleri izleyerek, arada bir de spora giderek kendimi mutlu etmeye çalıştım. Hala daha çalışmalarımı bitirebilmiş değilim, ama en azından umudum var. Bu bayramın acısını ise, bu derslerden AA alarak ve gelecek bayrama harika bir program yaparak çıkarmayı planlıyorum.

Eğer benim gibi gezememiş, şu veya bu nedenden eve tıkılmışlarınız varsa, bilin ki dostlar yalnız değilsiniz! Tatili çok gezerek geçirmişlere ise, size sözüm şu: alacağınız olsun, napalım, kader utansın be!