Bizim Sanal Mahallenin Kadınları

social_media_modern_life_depression

Nerede bu konu hakkında konuşsam, bir yanlış anlaşılma telaşı, bir panik hali geliyor üstüme; o nedenle en iyisi yazmak. Belki yazınca daha doğru kelimelerle, daha iyi ifade edebilirim kendimi, siz de kafanızdaki etiketleme telaşından kurtulur bir düşünürsünüz o zaman.

Sosyal medya çok güzel bi’şey. Harika bi’şey, yıllardır görmediğin belki de bir daha hiç görmeyeceğin arkadaşlarının hepsi orada! Yemek yiyor, geziyor, selfieler çekip filtreliyor, olabildiği en güzel en mutlu en neşeli haliyle karşında! Dünyanın en somurtkan kadınını, sokakta gördüğün haliyle orada asla göremezsin. O, facebookta şenşakrak olarak biliniyor. 

Instagram’da yolladığı öpücükleri, Twitter’da fenomen olmuş entry’lerini masada karşına oturtsan ondan görüp duyar mısın, bilemiyorum. “Ee senden naber?” den öteye geçer mi diyalog, o konuda da şüpheliyim.

“Aa bu ne şiddet bu celal?” dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü gerginlik diz boyu. Çünkü bunu bana yaptıran onlar, sen, siz, hepinizsiniz.

Kimse güzel olmak zorunda değil, kimse mutlu olmak zorunda da değil. Kimse bir ilişkide olmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak zorunda da değil. Ama bunun bir dayatma halinde, bizim mahalle Facebook’tan 7/24 yayın haline gelmesi artık midemi bulandırıyor.

Hayatının aşkını bulmuş olabilirsin. Etrafındaki herkes evlendi diye bir telaş, belki oturup iki kelam edemediğin kadınla veya adamla, sırf iki kere elini tutup bir kere öpüştün diye de evlenmiş olabilirsin. Seviştin diye de evlenmiş olabilirsin. Baban öğrendiyse, zaten kesin evlenmişsindir.

Belki de tam işinde terfi aldığın gün hamile kaldığını öğrenip, içinde bir buruklukla kalan 8 ayını nasıl geçireceğini planlamışsındır. Giderek büyüyen göbeğini okşarken annen, kardeşin, kankan; sen hala daha kendine sahip çıkamazken bir insanı nasıl “yetiştireceğini” bilmeden gün gelip çığlık çığlığa doğumhanede bulmuşsundur kendini. “Bebeğimiz, aşkımızın meyvesi” diye 9 ay sana kış ortasında karpuz, yazın portakal yetiştiren adam, geceleri ağlayan bebeğine “sustur şunu” demeye başlamıştır belki de. Ama sen, arkadaş toplantılarına 3 günlük uykusuzlukla katıldığında, orada çekilen fotoğrafı filtrelerip Facebook’a koyduğunda gülümsüyorsun, hatta kahkaha atıyorsun. Çünkü böyle yapmak zorunda hissediyorsun kendini.

Buraya kadar acıların da sıkıntıların da sana ait. Senin özelin. Paylaşmak istemeyebilirsin, göstermeyebilirsin. Sen güçlüsün çünkü. Dokunulmaz kadınsın. Ama sen dokunamadığın kendi yaralarını başkalarına iğnelediğinde, o bekar ama mutlu arkadaşını görüp “ay hala bulamadın mı birisini” dediğinde artık iğrenç bir insan haline gelirsin.

“Öyle her haftasonu bir yere çıkmak da neymiş, valla evimde kocamla izlerim filmimi oh” dediğinde, belki de dağ gibi birikmiş ütüyle uğraşırken kocanın arkadaşlarıyla Playstation oynadığı vakitlerde çektiğin yalnızlığı bana, bize çektiremezsin.

Sevgilin seni sinirlendirip aramadığında, sırf onun dikkatini çekmek için aydönümünüzde yediğiniz pahalı yemekte garsonun eline tutuşturduğun telefonla çekilmiş fotoğrafı hemen yükleyip “#canım #aşk #herşeyimm” diye etiketleyebilirsin. Ardından arkadaşınla buluşup hiçbir şey yokmuş gibi “ay kızım benim için ölüyo anlatamam” diye sana gönderdiği büzük dudaklı fotoğraflarını gösterebilirsin. Ama daha kendi acılarını yeni gömüp hayatına kendi ayaklarıyla devam etmeye çalışan arkadaşına “sen de acele et de bul birini, bak düzgün adam kalmadı” dediğinde korkunç bir insan haline gelirsin.

Ben senin her gülüşünü, her güzel anını paylaşıp; her korkunu, her makyajı ağlamaktan akmış halini teselli etmişken; sen bana erkek arkadaşından arta kalan kırıntıda hal hatır bile sormayıp “düğünüme bekliyorum tatlımmmmm” diye Whatsapp’tan davetiyeni gönderdiğinde, berbat bir insan haline gelirsin.

Bunları kadın odaklı yazdım, çünkü erkeklerden daha birbirine evindeki mutluluğu kullanarak arkadaşına acı çektirecek bir hareket görmedim henüz. Ama kadınlar, ah o kadınlar; dostu olduğu kadar ayağını kaydıran, mutluluk oyununu evcilik oynar gibi oynayan kadınlar.. Nasıl da büyümemişsiniz, nasıl da küçücük ve yalnız kalmışsınız.. 

Etrafında kadınlar var oysa, yalnız değil tek başına olan kadınlar. Tercihli veya tercihsiz; böyle yaşayan kadınlar. Okuyan, gezen kadınlar. Sorgulayan kadınlar. Flört ettiği adamın her dediğine “peki cnm sn blrsn” demeyen, onunla dirsek dirseğe kavga eden ve kazandığında terk edilen kadınlar.. Geçmişinde çok sevmiş, çok güvenmiş ve artık bunların hiçbirini hissedemeyen kadınlar. Onları görüyor musun? Onların zamanında seninle birlikte ağladığını, kafaları birlikte çektiğinizi, size sarkan birkaç serseriyi birlikte kovaladığınızı hatırlıyor musun?

Yoksa onlar artık senin çevirimiçi mutluluk yayını yaptığın bir grup başparmak işaretinden mi ibaret?

Bir düşün derim.

 

Görsel, http://www.phillymag.com/articles/facebook-twitter-social-media/ adresinden alınmıştır.