İstanbul hatırası

Böyle eskiden fotoğraflar çektirilirmiş ya, İstanbul hatırası diye, kadın otururmuş, erkek ayakta 🙂 Öyle bir pozum olsun çok isterdim..

Nitekim yine İstanbul’u doya doya gezemeden dönüp geldim yine memlekete.

Ama Çengelköy’de kahvaltı yaptım, Ortaköy’de kahvemi içtim elbette:) O kadar da değil canııım

Görsel

Uçaktan Adalar manzarası:)Görsel

Mac Gençliği olmuşuz, haberimiz yok:) Neyse ki bu vesileyle şarj aleti problemi çekmedik..Görsel

Dostum bu okula girebilmek ne kadar zor… Araştırmaya kütüphaneye giriyorum diyorsun, almıyorlar???!!!Görsel

GS Üni Bahçesinden Manzara..

Görsel

GS Üni Suna Kıraç Kütüphanesi..Çok güzel bir çalışma alanı ama Türkçe kaynak yok.. Fransız Ticaret Kanunu var boy boy, ararsan..Görsel

Bilgi’de “Erasmus Gözüyle İstanbul” sergisi.. Fikir süper, çekilen fotoğraflar süper..Takdir ettim.Görsel

Çengelköy’den manzara..Görsel

Bilgi Mayfest, gençliğim:(

Görsel

Ortaköy meydan her zamanki gibi cıvıl cıvıl…Görsel

Bilgi Dolapdere Köprü.. Burası her zaman çikolata kokar, her zaman çok keyifli muhabbetleri, halatların üzerinde yaylandığımız günleri, dersten kaçılan saatleri anımsatır bana.. Kar kış fark etmez, hınca hınç doludur her zaman.. Ama o gün bomboştu…Görsel

Kahvaltımıza ortak olan minik kuş 🙂 İlla ki sepetten yiyecek!

Instadiary

Malumunuz iPhone demek artik biraz da fotograf cekmek ve Instagram uzerinden filtreleyip paylasmak demek:) Ben de blogu her gün güncelleyemiyorum belki ama gün icinde kendimi veya görüp de beğendiğim seyleri fotoğraflamaya calisiyorum. O an gecip gidiyor belki ama fotograflara baktiginda sen tekrar o ani yasiyormuscasina iyi hissedebiliyorsun kendini:)


20120513-143834.jpg

*İzmir’den cook cok yakin bir dostum geldi, onunla bol bol vakit gecirdik, dertlestik, ozlem giderdik:) O aralar diyete basladim, simdi artik daha cok dikkat ediyorum yediklerime. Bu arada İstanbul’dan alip takma firsati bulamadigim pembe ve pudra rengi bileziklerimle bileklerime bayram ettirdim:) Bir de uzun suredir hayatima badem, ceviz ve kuru uzum sokmayi dusunuyordum, normalde cerez pek sevmem ama artik her gun 2 kasik yiyorum bu karisimdan:)
20120513-143848.jpg

Sevdigim dizilere biraz mola vermistim, her ne kadar Gossip Girl artik über saçma bir hale gelse de, Serena eziğin dibi olsa da belki son sezonudur diye umutla takip ediyorum. Fringe ise zaten yillarca izlesem bikmayacagim, ailemden biri gibi artik. Kuaforde, yolda, bakkalde bile Fringe izledigim gorulmustur.:) Daha baska sevdigim cok dizi var ama onlarin ekran goruntulerini cekmemisim demek, daha cok cekmeliyim!!!
20120513-143856.jpg
*Yine bir diger son zamanlar aktivitemiz DrawSomething; aslinda epeydir yuklu telefonumda ancak asil zevkli olan tanidigin insanlarla oynamak; biz de birkac arkadas birbirimizi ekleyip oynamaya basladik, cizemesem de tahminde cok basariliyim:)
Sonuncuyu bilememistim ama, cevabi Scream. Guzel cizmis dimi:)
Herkese mutlu pazarlar ve tum annelerin anneler gununu kutluyoooruum:))

Hıdırellez

Bu ay Mayıs ayı, aylardan gül ayı ya, her yer mis gibi kokuyor ve yürürken etrafındaki renklere hayran oluyor insan.
Güllerin rengarenk, tüm ihtişamlarıyla cicek açmaları gibi, hepimiz yenilenelim, çiçekler açalım:)

Rivayete göre bugun bir kağıda çizilip gül ağacına asılan veya gül ağacı dibine taşla, çubukla çizilen dilekler gerçek olurmuş.

Ben de çizdim dileğimi ve gül ağacına koydum, umarım yüreğinden temiz dilekler, iyi niyet geçiren herkesin dileği gerçek olur…

20120505-234336.jpg

İsviçre Notları-2

Uzun zamandır İsviçre gezimin devamını yazmak istiyordum ama döner dönmez o kadar çok koşuşturmaca içine girdim ki, bir türlü vakit bulup yazamadım. Zaten öylesine, basit bir yazı olsun da istemiyorum, fotoğrafları tek tek seçip düzenleyip, gitmek isteyenlere tavsiyeler niteliğinde bir yazı olsun istiyordum,  o yüzden aksadı ama şimdi burada karşınızdayım 🙂

Bir önceki postta bahsetmiştim, ben gitmeden önceki hafta Bern’de ve bütün İsviçre genelinde hava 20’li derecelerde iken benim gittiğim gün itibariyle soğudu, soğudu, ve dönmeden 2 gün önce kar bile yağdı! O nedenle fotoğraflarda çoğunlukla bulutlu hava göreceksiniz, ama bu İsviçre’nin güzelliğini engellemiyor zira bu ülkeyi güzel yapan şey sarıdan çok yeşil bence 🙂

Üçüncü gün, -aslında gezmeye başlamamın ikinci günü- yanında kaldığım arkadaşımın tavsiyesiyle Interlaken bölgesine gittim. Interlaken, (Göller arasında anlamına geliyor, gerçekten de yukarıdaki haritada da görebilirsiniz, ülkenin tam göbeğindeki iki gölün arasında) aslında Sapanca gibi bir yer. Küçük küçük evler, oteller, süper sessiz, huzur arayanların mekanı. Bol bol Asyalı turistle karşılaştım. Bir doğa fotoğrafçısı için cennet niteliğinde. Benim için ise ne yazık ki fazla sessizdi, ben daha çok metropol insanı olduğumu anladım bu geziyle birlikte. Ayrıca Paskalya nedeniyle dükkanların yine kapalı olması hayal kırıklığıydı.

 

Interlaken’den sonra ne yapabilirim, ne yapabilirim diye düşünedururken, Luzern trenine az buçuk bir vakit kaldığını gördüm. Tren, yaklaşık 2 saatlik bir yolculuk yapacaktı ve anladığım kadarıyla göller bölgesinden, en manzaralı yerlerinden ilerleyip dağ tepe aşarak, yine başka bir güzel (ve BÜYÜK) şehir olan Luzern’e varacaktı.Hooplayıp bindim.

Ve hayatımdaki (Boğaz manzarası ayrı bir kategori, onu saymıyorum) en güzel manzarayı izledim, abartmıyorum!

Geçtiği yerler, rotası, o kadar güzeldi ki, tek yapmam gereken müziğimi dinleyerek dışarıyı izlemekti.

Tren yavaş yavaş taa o tepelerinde karların göründüğü dağlara kadar çıktı, sonra tekrar aşağıya indi, sonra bir daha bir daha.. 2 saatin nasıl geçtiğini anlamamışım- demek isterdim, ama diyemiyorum çünkü Paskalya tatilinden önceki son akşam olduğu için, durduğumuz duraklardan birinde, ki orası askeri üsmüş, 10-15 tane genç asker çocuk bindiler ve tüm boş koltukları doldurdular(benim yanım, karşım, çaprazımdaki koltuklar da bunlara dahil). Trenin içinde sessizlik namına hiçbir şey kalmadı. Ellerinde kasa kasa biralar, sanki askerlik orada zorunluymuş gibi askerliğe lanet eden şarkılar, bağırış çığırış eşliğinde geçirdiğimiz bir buçuk saat yüzünden hayatımın en güzel yolculuğu rezil oldu.

 

Tren, 2 saatlik gürültülü yolculuğumun sonunda Luzern’e vardı, ben de koşarak indim, akşam geç olmadan Luzern’de de bol bol gezebileyim diye:)

Tren istasyonundan inip sola doğru yürüdüğünüzde sizi bu eski, tarihi Chapelle köprüsü karşılıyor ilk önce. Reuss Nehri üzerine 1333 yılında yapılmış bu köprü ve içerisinde tam 100 adet yağlıboya resim var.

Her birini tek tek inceleyerek, yavaş yavaş yürüdüm bu sempatik köprüden, her yer fotoğraf çeken Capon turistlerle doluydu gene:)

Karşıya geçtiğimde ise, ara sokaklardan ilerleyerek, aslında nereye gittiğimi de tam olarak bilmeden yürüdüm. Her sokakta, her bina ayrı bir sanat eseriydi.

 



Luzern’de de herkes bir telaş, evine ailesine yetişmeye çalışıyordu bayramda bir arada olabilmek için.. Dükkanlar kapanıyor, adımlar hızlanıyor.. Ben ise tek başıma, zaman durmuşçasına yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm..

Kendimi de bir mağazanın vitrininden çektim, bakın ben de burdayım diyebilmek için:)

Sonra elbette zaman doldu, eve dönme vakti geldi, ben de uygun adım marş, ikinci tarihi köprüden geri dönerek yürüdüm istasyona.

 

Ağaçlardan ötürü, bina yemyeşil gibi görünüyor, çok beğendim!

Ve dönüş yolu:(

Bir fırsatım daha olsa, sadece Luzern’de birkaç gün geçirip, özellikle müzelerini, tek tek binalarını gezmeyi çok isterdim çünkü bu şehir bana gerçek bir sanat şehri gibi geldi! Çok ama çok keyifli olacağına eminim:)