Hart of Dixie

Kasabaya, Chanel ceketiyle yeni bir doktor gelir ve olaylar gelişir… 🙂

Bu kadar kısa özetlenemez belki ama, spoiler vermemek adına daha fazlasını söylemek istemiyorum.

Ayy hadi dayanamayacağım az buçuk hikayeyi anlatayım.

Tek odaklandığı şey babası gibi Kalp Damar Cerrahı olmak olan Dr. Zoey Hart (Rachel Bilson), mezuniyet konuşmasını yaptıktan sonra yanına bir doktor yaklaşır ve onu Alabama’nın Bluebell kasabasındaki muayenehanesine birlikte çalışmak için davet eder. Zoey’ nin gözü o kadar yüksektedir ki onu ciddiye bile almaz. Tek amacı, uzmanlığı için burs kazanmaktır. Ancak, çalıştığı hastanedeki uzman doktor, onun hastalarla iletişime önem vermediğini ve 1 yıl boyunca pratisyenlik yapması gerektiğini, yoksa burs için başvuramayacağını söyler. O da NYC’de çalışabilecek hiçbir yer bulamadığı için, Zoey’nin yolu kendi tabiriyle “Tanrı’nın unuttuğu yerdeki” Bluebell kasabasına düşer.

Romantik komedi tadına ancak vampirsiz ve kurt adamsız sevimli bir dizi arıyorsanız, kafanızı dağıtmak için birebir.

Ayrıca gençliğimizin dizisi The O.C’den bunca yıl sonra Rachel Bilson’ın 1 dakika bile yaşlanmamış ve hala daha 17lik çıtır edasında salınması da ayrı bir tercih (kıskançlık mı demeliydim?) sebebi 🙂

Dizinin yakışıklılarını ve kötü kadınını da unutmamak lazım.

Wilson Bethel

Scott Porter

 

Jaime King

Herkese iyi seyirler 🙂

Reklamlar

Antalya

Güzel ülkemin geri kalanında kar kıs soğuk hüküm sürüyor.. Nispet yapmak değil amacım ama, bu sehrin en sevdiğim yanı, Ocak ayında gündüz montsuz gezebilmek.. Akşamları içinse ne yazık ki aynı şeyi söyleyemeyeceğim..

20120115-134802.jpg

20120115-134751.jpg

İndirimden Birkaç Parça

Bir önceki postta bahsettiğim koşuşturmacadan ötürü, indirimlere, AVMlere çok uzağım bu aralar.

Ama kısa bir ara bulup gittiğimde, bunları edindim. Fotoğraf kaliteleri kötü, üzgünüm. Blog için fotoğrafları makinemle çekmek istiyorum bundan sonra, en yakın zamanda kendime hantal olmayan bir DSLR çantası edinmem gerek. Tavsiyelerinizi bekliyorum!

 

 

 

Bluz & Pantolon: Zara

Bot & Kolye : T-Box

P.S: Dünyanın en rahat botlarını satın almış olabilirim hem de inanılmaz ucuza! İndirim bitmeden T-Boxa gidip bakın derim.

Hoşgeldin 2012!

Madem ki bir Güle Güle 2011 postu yaptık, o vakit Hoşgeldin 2012 postu yapmak da gerekir diye düşündüm.

Geçtiğimiz son 4 güne bakıyorum da pek bir değişiklik yok beklenildiği gibi. Hala her sabah evden çıkmadan önce televizyonu açtığımda, trafik kazaları, kadına şiddet, töre cinayetleri, yaralamalar görüyorum. Atanamayan öğretmenlerin Fatih Portakal’a haykırışını duyuyorum, sanki sayın Portakal bu işe bir çözüm bulabilecekmiş gibi. Yanlış anlaşılmasın, kendisine hiçbir lafım yoktur. Gayet başarılı da buluyorum. Yalnızca işsiz öğretmen adaylarımızın çaresizlikten haber muhabirlerinin sabah programlarına,ünlülerin twitter hesaplarına mesaj göndermeleri üzerine bu işi asıl çözmesi gereken insanların ise “gitsinler başka iş bulsunlar” yorumları o kadar geriyor ki beni. Evet bu ülke öyle bir memleket ki Allah’a şükür mezun olduğumuz bölüm yetmiyor, her alanda çalışabiliyoruz, matematik öğretmenliği mezunumuz ressam olarak milyarlar kazanabiliyor mesela – diyebilmeyi ne kadar isterdim. Ama ne acı ki, böyle bir hayalin kenarından bile dolanamıyoruz.

Binlerce -o kadar binlerce ki gereğinden çok çok fazla- öğrencinin ders gördüğü Hukuk Fakültelerinin ikinci sınıflarında “şüpheden sanık yararlanır” ve “kişi suçu ispatlanana kadar masumdur” diye öğretildiği bir memlekette, poşu taktığı için aylardır tutuklu olan üniversite öğrencilerimiz var örneğin. Garip değil mi? Bir yabancıya anlatmaya kalksan anlatamazsın. Bu ne perhiz, ne lahana turşusu derler adama.

Arkadaşlar, bilmem farkında mısınız ama bütün temel kanunlarımız değişti. AB Uyum Süreci kapsamında, son 10 yılda, Türk Medeni Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunumuz değişti.Yeni Türk Ticaret Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve İcra İflas Kanunu ise kabul edildi, yürürlüğe girecekler az vakti var. Kim neyi ne kadar biliyor? Vatandaş bihaberdir elbet, ama hukukçular da aynı ölçüde bilgisiz!Sırf benim yaşadığım ilde her hafta farklı bir sempozyum düzenleniyor. Katılım, ilk saatlerde yüksek, aradan sonra 1/4üne düşüyor salonun. Tabiki katılanlar hukukçular elbet, o da “naber abi, ne zamandır görüşemedik, hadi ara verseler de bi kahvaltıya gitsek” ile sonuçlanıyor.

İnsanlara da bir noktada kızmak mümkün değil. Saatler süren sıkıcı eğitimlerden bahsediyoruz. Adam zaten sınıfın en çalışkanının notlarından çalışarak bitirmiş hukuk fakültesini. Okuldayken de dinlememiş, hocalarıyla fikir paylaşımında bulunmamış, belki de görmemiş bile. Hoca zaten dersini anlatmış, sonra dönmüş odasına kilitlemiş kapısını, sınav kağıtlarını okumuş, çizmiş çizmiş bırakmış herkesi.. Böyle sürmüş yıllarca ve o adam mezun olup bir yıl “çorbadan” bir staj yaparak avukat olmuş veya çalıştığı iş yerindeki avukatlar o kadar meşgullermiş ki iş yerinde, stajyere fotokopi çektirip çeviri yaptırmışlar, ha bir de evrak göndertmişler adliyeye. Kapılardan kovulmuş, müdürlerden icra memurlarından azar yemiş. Belki de önünden dahi geçmediği mahallelerde kapı kapı dolaşıp borçlu aramış yağmurda çamurda, bulamamış. Gel de sen bu adamdan mesleği sevmesini bekle! İşini iyi yapmasını bekle! Güncel mevzuatı, değişiklikleri takip etmesini ve yorumlamasını bekle!

Sonrası işte kahvaltıda “senin hanım nasıl, benimkiyle atıştık” diye devam ediyor.

Hoşgeldin 2012 dedik ama, en başta da dediğim gibi memlekette değişen birşey yok. Aslında değişen çok şey var, kanunlarımız, hukuk düzenimizin işleyişi komple değişti. Ama bunları herşeyin başında biz anlamadıkça ve biz anlatmadıkça, herşey yine aynı tas, aynı hamam devam edecek. Ne yazık ki…