RIP Steve Jobs

6 yaşından beri bilgisayar kullanıyorum. Daha ilk bilgisayarımı Hürriyet’in çekilişinden kazandığım zaman yıl 1992, Windows ’95 yoktu.

Ama o gün, daha başına oturduğum ilk gün biliyordum ki bu meret hayatımda önemli bir parça olacaktı.

Dünyanın çoğunluğunun kullandığından daha öte kullandığım, belki mesleğim değil ama en ciddi merakım olacaktı, hiçbir zaman vazgeçemediğim..

Macintosh, malum Türkiye’de ciddi kullanım alanı olan bir bilgisayar değil. Grafikerler, çizerler, reklam şirketleri dışında büyük firmalar,  maliyet açısından hep diğer bilgisayar firmalarını ve Windows tabanlı programları tercih ederler. Türkiye pazarına Apple’ın bence asıl büyük girişi, iPhone 3G lansmanıyla oldu. “Satın alınabilirlik” kavramı bizde bilirsiniz değişiktir. Bir ürün çok pahalı da olsa, bir zenginlik sembolüyse, diğerlerinden bir “artı”nız olduğunu gösteriyorsa, o ürün ne pahasına olursa olsun “satın alınabilir”dir. iPhone 3G, Türkiye’ye geldiği dönem işte bu gerekçeyle patladı.

Apple,  görselliğe verdiği önemi gösteren ilk cihazının, Macbook’un, birkaç ay önce üretimini durdurdu biliyorsunuzdur. Nedeni ise çok basit. Bembeyaz, zarif bir dizüstü bilgisayar. “Şıklık” kavramının tam ortasında. İşlevini gördü, insanlara kendini sevdirdi. Diğer markaların içerik olarak gelişmiş ancak görüntü olarak kaba olan bilgisayarları, kendinden 1000 $ daha ucuz olsa bile hep kendisini sattırdı. Neden? İnsanlar görünüme önem verir. Bakımsız bir kadının bile evinin salonunda her zaman parlak mobilyalar bulunur ve gram toz bulamazsınız. Çünkü insanlar sahip oldukları şeyin başkaları tarafından beğenilmesini, imrenilmesini hatta kıskanılmasını isterler. Bu çok basit bir mantık. Bu noktadan sonra MacBook, yerini MacBook Pro, MacBook Air, MacMini ye bıraktı. Çünkü dönem onların dönemi. Steve Jobs’un ünlü Stanford konuşmasında söylediği gibi, “ölüm gerekli bir döngüdür, eski; gelişim için yerini yerine bırakır.” Aynı şey, iPhone 3G için de geçerli. Piyasaya girdiğinde devrim yaratan bu telefon, Şubat 2011’den beri Apple’ın iPhone için kullandığı işletim sistemi olan iOS’un yeni sürümlerini desteklemiyor.  12 Ekim’de çıkacak iOS 5’i yükleyemeyecek iPhone 3G sahipleri. Çünkü o da işlevini gördü, piyasaya girdi, ilgi çekti, görselliğiyle kendini sattırdı ve yerini kendinin ardından gelen yeni iPhone’lara bıraktı. MacBook’un ve iPhone 3G’nin durumlarını bir nevi teknolojik ölüm olarak nitelendirebiliriz sanıyorum.

Sokaktaki insanlara bakın. Ben işim gereği haftada en az 4 gün adliyeye gidiyorum. Binbir çeşit insan oluyor orda, tahmin edersiniz ki. O kadar çok insanın elinde akıllı telefon var ki! Bunların çoğunluğu da iPhone 4G. Teknolojiye ilgi duyan ve gelişimini yakından takip eden biri olarak “ulaşılabilirlik” bence çok güzel birşey. Ama neyi ne kadar biliyoruz? Aldığımız ürüne verdiğimiz paranın karşılığında ne kadar kullanıyoruz? Teknolojinin nimetlerinden ne denli faydalanıyoruz?

iPhone, mobil telefon niteliği vasat, ancak cep bilgisayarı açısından ortalama bir kullanıcı için ileri düzeyde bir cihaz. Sokakta elinde iPhone gördüğünüz insanlardan kaçı ciddi ciddi oyun olmayan uygulama (Application) kullanıyor? Kaç tanesi iPhone’un ajandasını efektif olarak kullanıyor?  “Çevirimiçi olma” bu cihazın en temel özelliğiyken,  telefonlarını kaç tanesi anlık paylaşım için kullanıyor, sosyal medyanın bir parçası olabiliyor?

Siz bu saydıklarımdan çoğunu yapıyorsanız, etrafınızdakiler de yapıyordur muhtemelen. Ama çoğunluk için bunu söyleyemeyeceğiz.iPhone’u “Aşk-ı Memnu” dizisinde, Bihter, Behlül ve Nihal’in elinde görüp alanların sayısıyla ilgili bir araştırma anketi yapılsa, çıkacak sayılar şahsen beni korkutuyor. Vazgeçtim, yapmayın en iyisi, dağınık kalsın.

Bugün, Apple’ın kurucusu ve CEO’su Steve Jobs öldü. Bence Apple için kaybın değeri parayla ölçülemez. Çünkü yukarıda saydıklarımla doğru orantılı olarak, bir üçüncü dünya ülkesi olarak addedilen ülkemizde, hiçbir özelliğini kullanmayıp ancak sadece görselliği cezbedici olduğu için bu telefona sahip olanların sayısı bile düşünüldüğünde, bu adam bir dehaydı. Bir satış dehası. Bir pazarlama dehası. Keşke onunla tanışabilme, çalışabilme imkanım olsaydı diyorum. Eminim 57 yaşında hayata veda ettiği şu gün bile, aklında binlerce fikrin tohumu vardı.

Belki teknolojik cihazların yaşam süresi bizim elimizde, ama kendimizinki değil. Steve Jobs, kaçınılmaz döngüye yenik düştü. Kontrol edemediğimiz son, hepimizin başına gelecek son, onu biraz erken buldu. Daha yapacak çok şeyi, üretecek çok yeniliği, gözümüzü ve gönlümüzü cezbedecek çok cihazı vardı ama, yapamadı. Yerini, yeniye bıraktı. Ona şu an söylenebilecek tek şey teşekkürler Steve Jobs. Bize, iPhone’u, iPad’i sunduğun için değil, bize bambaşka bir dünya görüşü kazandırdığın için. Başarınla bize örnek olduğun için, seni işten atan firmaya kendini tekrar milyonlarca dolara satın aldıracak çalışma azmine sahip olduğun için, Dünya’yı değiştiren elmadan bir ısırık da sen aldığın için teşekkürler.

RIP…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Resim, Apple.Com Sitesinden Altıntıdır.

I wish I had a…

Herkes vücudunun bir yerlerinden mutlaka şikayetçidir. Tescilli Dünya güzeline bile sorsanız, mutlaka kendiyle ilgili bir kusur bulur!

Ben de kusursuz bir vücudum olsaydı, ne giyerdim diye düşündüm ve neticede Polyvore yardımıyla aradığımı buldum.

Lady Dior, evet seni çok seviyorum ama ne yazık ki çok pahalısın. O yüzden ancak rüyalarımı süsleyebiliyorsun.

 

48. Altın Portakal Film Festivali


Malumunuz Antalya ilimizin güzide meyvesi turunçgillerin kraliçesi Portakal, güzide sanat etkinliği ise üstte sayısını belirttiğim süredir aralıksız devam eden film festivali Altın Portakaldır. Her ne kadar festivallerin tutkunu bir insan hiçbir zaman olamadıysam da, özellikle yakın arkadaşlarımın çalıştığı bu yılki Altın Portakal’a daha bir yakınım, diyebilirim.
Bu yıl, özellikle kadını konu alan Altın Portakal Film Festivali bünyesinde bir kadın zirvesi oluşturulduğunu, jüri üyelerinin oyuncu, akademisyen, yazar, gazeteci kadınlardan meydana geldiğini biliyor muydunuz? İlki düzenlenecek olan Kadın Zirvesi’nin ele alacağı konunun, son günlerin en önemli konularından biri olan “Kadına Şiddet” olduğunu ve aşağıda saydığım isimlerin bu zirvede olacağını biliyor muydunuz?

Prof. Dr. Aysel Çelikel (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı), Ruhat Mengi (Gazeteci – Yazar), Muazzez İlmiye Çığ (Sümerolog, Tarihçi), Prof. Dr. Yıldız Ecevit (ODTÜ Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı Başkanı), Prof. Dr. Şahika Yüksel (İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi ve Türk Psikiyatri Derneği Üyesi), Canan Güllü (Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı), Av. Elif Uysal Erkol (Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi  Başkanı), Av. Canan Arın (Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı), Prof. Dr. Gülser Öztunalı Kayır (Antalya Kent Konseyi Kadın Meclisi Temsilcisi), Güldal Akşit (AKP Kadın Kolları Genel Başkanı), Gülsün Bilgehan (CHP Ankara Milletvekili), Prof.Dr.Av.Metin Fevzioğlu (Ankara Barosu Başkanı), Zeynep Oral (Gazeteci – Yazar), Yazgülü Aldoğan (Gazeteci – Yazar), Kamile Yılmaz (Gazeteci – Yazar)

Bu yıl, Altın Portakal’ın ’79 ve ’80 yıllarının verilemeyen ödüllerini sahiplerine “Geç Gelen Altın Portakal” adı altında ulaştıracağını ve bu yıllarda aday olmuş filmlerin de gösterimler arasında olacağını biliyor muydunuz?
Altın Portakal, uluslararası bir festival olarak, Türkiye’de Türklerden çok yurtdışında yabancılardan kıymet görüyor. Bence bunca yıldır aralıksız sürdürülen bu festivali, yeni festivaller oluşturmaktansa – ki şahsi fikrimdir, kimse üstüne alınmasın- koruyalım, destekleyelim, izleyelim, izlettirelim. Festival, yalnızca sanatçıya hitap etmesin, Festival ödül törenlerine halk yalnızca ünlüleri görüp onlarla fotoğraf çektirmeye gelmesin. Gönül ister ama ne derece gerçek olur bilinmez.

Festival programı açıklandı, yarın gişede yerimi alıyorum. Eğer siz de bu civarlardaysanız, önce web sitesine, sonra da gişeye lütfen!

8-14 Ekim, 48. Antalya Altın Portakal Film Festivali bizi bekler!
Ciao!