Kaş..

19 Mayıs tatilinin Perşembe ile Haftasonunu buluşturan harika kombinasyonunu fırsat bilenler bir yerlere kaçtılar, yine uçak/otobüs biletleri bulunamadı, herkes yaza ufak bir hazırlık mahiyetinde minicik ufacık tatillerini yaptı ve ben de anneciğimin “ya haftasonu bi Kaş – Meis gezisi varmış, gitsek mi” önerisine balıklama atladım!

Aslında ailenin geri kalanı, geziyi organize eden teyzeler ekibiyle bir “Yunan Adası” olan Meis’e gitti. Kendisi 300 nüfuslu, miniminnacık, Kaş’a 1 deniz mili uzaklığında bir ada. Kaş da bildiğiniz gibi Antalya’nın güzide ilçelerinden olup aslen Akdeniz’de yer almakta. Meis manzaralı odamda, üflesem sigaramın dumanını soluyacakları uzaklıkta, bana geçmişi düşündürttü, 12 adaları, sonrasında aldığım uluslararası kamu hukuku, deniz hukuku derslerini anımsadım, ne zorluklarla dersi verdiğimi -aslında 3. seferde geçtiğimi- hatırladığım noktada tiksindim ve daha fazla düşünmemeye karar verdim, çok düşünmek; özellikle de tatilde pek zararlı!

Bir yeşil pasaport-suz olarak onların Meis adasına gittikleri gün, ben de Kaş’taki süper-sempatik otelimiz olan Sardunya otelin bahçesinde, kucağımda bilgisayarım, ayaklarımı uzatmışım, hafif bir esinti var hani şu “yüzünüzü yalayıp geçen” dediklerinden, bol bol blog gezdim, moda blogları, makyaj blogları, fotoğraf blogları.. Of gerçekten çok zevkliydi – ki bizimkiler Meis turunu 25 dakikada tamamlayıp kalan 4 saati aynı mekanda oturup sıkılarak geçirmişler diye hunharca bir zevk de duymadım değil 😛 – Sonra şapkamı takıp fotoğraf makinamı da boynuma takarak, bir yerli turist edasıyla minicik ufacık Kaş’ı gezip fotoğraf çektim. Cafe Mola’da sevgili arkadaşım Ceren’in teyzesinin ellerinden harika bir mantı yedim. 1 haftadır sabırla yaptığım yürüyüş ve direndiğim tatlılar karşısında biraz erimeye yüz tutmuş göbüşümü tekrar büyümeye mahkum eden, çay bahçesi içindeki o süper Ispartalı İrfan Usta dondurmasından yedim, hemi de kağıt helva arasında. Sonra otelimize döndüm, eşyalar toplandı, bizimkiler geldi ve baba seyahat ile kartal yuvasına dönüş!

Çektiğim fotoğraflara tekrar tekrar bakıyorum da, gerçekten Kaş benim için, son zamanlarda yaşadığım bir takım sağlık problemlerinin ardından tam bir Spa niteliğindeydi!

Fotoğrafları yüklemeyi çooook istedim, ama makinamın aktarma kablosunu gene kaybettim, en kısa zamanda bulup/arkadaşlardan temin edip yükleyeceğim!

Siz siz olun bu yaz mutlekaa Kaş’a gidin, dinlenin, kendinizi dinleyin!

Sevgiler!

Bu arada: Cuma istanbula gidiyorum, bana iyi yolculuklar!

O.

Biraz güneş, biraz deniz..Sonunda yaz geldi!

Antalya’da ikamet edenler, baharın hatta yazın erken gelmesine alışıktır. Mart ayında ısınmaya başlayan hava, Nisan’da biraz yağmurludur ama sevimli yüzünü bol bol gösterir. Mayıs’ta ise iyiden iyiye ısınır hava, gündüz terletir, gece hafif bir serinlik yalayıp geçer, ama neticede sokakta yürürken hele benimki gibi güneşi gördüğü yerde yanmaya hazır bir teniniz varsa, hemencecik koyulaşabilir, İstanbullu arkadaşlarınıza hava bile atabilirsiniz.

Ama bu sene yaz bize de yüzünü biraz geç gösterdi, nitekim ilk defa bugün, evet bugün bu cümleyi kurabildim. “Antalya’ya sonunda yaz geldi!”

Birkaç gündür arkadaşlarla sabah 06.30 gibi kalkıp, Konyaaltı sahilinde yürüyüş yapıyoruz. (Aramızdan erkek arkadaşımın da dahil olduğu bazıları koşmayı tercih edip akşama pert oluyor :P) Her yaştan kadın, erkek, çocuk var o parkurda. O kadar güzel bir manzara ki, bir sonraki yürüyüşümüzde yanıma makinamı da alacağım ve bu güzel görüntüyü sizlerle paylaşacağım söz! Hele bir de anneyle bebeği var ki, eğer izin verirse bizzat onları yürürken çekip koyacağım buraya çünkü bebek tahminimizce daha 4-5 aylık ve ana kucağında annesinin önünde bir yandan parmağını emip uyukluyor, bir yandan annesine bakıyor ne yapıyor bu kadın diye. :)) anne desen, maşallah sanki o hiç doğurmamış, hiç hamile kalmamış, 9 ay maratona hazırlanırken bi bakmış aaa bebiş.. O derece kaslı, güzel,orantılı görünümlü bir kadın. Ona o kadar imrendim ki anlatamam size. Allah hepimize deformasyonsuz hamilelikler nasip etsin inşallahhh :PP

Yürüyüş parkurumuzun bir fotoğrafını paylaşayım yine de:) Şimdi böyle ıssız göründüğüne bakmayın, yaz aylarında gece bile oturacak yer bulamazsınız koskoca 5-6 km lik sahilde..

Bir de bu aralar alışveriş yapmamak için resmenn kendimi tutuyorum off vitrinlerde o kadar güzel, tontiş, bebiş şeyler var ki.. Rengarenk kombinler yapıp sokağa fırlamak istiyorum biliyorsunuz bu yaz modası colorblock! ama henüz vermeyi umduğum kiloları veremediğimden kendime alışverişi yasakladım ama bu, arada Trendyol.com dan ayakkabı alamayacağım anlamına gelmiyor, mesela geçenlerde çok beğendiğim, biraz frapan ama oldukça sevimli ve kadınsı bir çizgi arasında gidip gelen Nr39 indirimdeydi ve hiç kaçırmadan çok tatlı bir çift satın aldım. Bir sonraki hedefim ise Louboutin! Kesinlikle bundan sonraki ilk çiftim Louboutin olacak bunu hissedebiliyorum ❤

Ha, kendime bir güzellik yapıp netbook aldım sonunda. Artık klavyesinin üzerine bira döküldüğünden, a ya bastığında ç, 7 ye bastığında ise sonsuz bir noktalama işaretleri zinciri yaratan, çok sevdiğim emektar notebookumu, bir klavyeye bağlayarak, onu kalan ömründe masaüstü olmaya mahrum ettim. Doğan görünümlü Şahin oldu kendisi bir nev’i. :))

Yeni netbookum Asus Eee PC  Seashell Karim Rashid Collection 🙂 Aslında pembesini çok beğenmiştim ama Vatan Bilgisayar’ın yeni açılan mağazasındaki %25 indirimden aldım ve sadece ellerindeki ürünlerde indirim yapıldığını söyledikleri için pembe rengini getirtemedim ama bence üstündeki kabartıları her renkte çok tatlı duruyor. Ama benim için en önemli unsur şarjıydı ve kesinlikle harika bir bataryası var hem de kutuyla birlikte yedek batarya da veriyorlar. Tek batarya dolu şarjla yaklaşık 6-7 saat kullanılabiliyor bu inanılmaz birşey!

Bu haftasonu ailemle birlikte ufak bir tatil yapacağım, sonraki haftasonu ise İstanbul’a sevgili okulumun mezunlar buluşmasına gidiyorum! Uçaktan çooooook korkmama rağmen, gittim uçak bileti satın aldım, bakalım gidene kadar ne kalp çarpıntıları yaşayacağım yine.

En güneşli, en sıcak, en sevimli günler sizinle olsun.

Sevgiler!

P.S: Bu aralar günde en az 1 saat Garance Doré’nin blogunu geziyorum, okuyorum, gülüyorum, fotoğraflara ise tek kelimeyle ba-yı-lı-yo-rum! Bana inanılmaz bir ilham kaynağı oldu, blogumu daha çok güzelliklerle doldurmaya, daha çok fotoğraf çekmeye ve tabiki daha çok gezmeye itti. Siz de henüz bu güzel insanı ve paylaştığı güzellikleri tatmadıysanız, acilen tıklayın🙂

Canım anneanneciğim, seni de çok özledim, beni merak etme ben iyiyim, umarım sen de orada bir yerlerde çok ama çok mutlusundur dedemle birlikte.

O.