Kırılma Noktası

istanbul_header

Hayatında böyle “dev” değişiklikler yaşandığında, yaşananların hızından oturup bi’ “ne oldu, ben ne yapıyorum, neredeyim” diyemiyorsun, günler öyle bir hızla geçiyor ki, anlayamıyorsun; bir yandan geçmek bilmiyor, bıraktıklarını özleyip onları görmek için son dersin bitmesini bekleyen öğrenciler gibi saniyeleri sayıyorsun; bi taraftan gözün kapıda, tanıdık bir ses bir nefes için telefon başında bekliyorsun; beklentilerini yakıp küllerini havaya saçtığında güneş yüzünü gösteriyor, yine mutlu olacak bir sebep buluyorsun kendine. İnsan olmak zor, kısacası.

Alıştığım hayatı, insanları, dostları; oturduğum koltuğu, adımın önündeki ünvanı bırakıp bir bilinmez için yola çıktım. İçine ne kadar eşya koysam dolmayan salonumu, tıkış tıkış minik oturma odamla değiştirdim. Sessizliğine şarap kadehimin eşlik ettiği balkonumdan korna sesleriyle dolu mutfak masasına geçtim. Yılın 300 günü güneşli şehrimi, yılın 365 günü kıpkırmızı araba lambalarıyla dolu yeni şehrimle takas ettim. Kader beni yine buraya sürükledi veya ben kaderi buraya sürükledim.. Şehr-i İstanbul’un o manik-depresif nufüs kütüğüne adımı yazdırdım senin anlayacağın.

Hayatı biraz daha oluruna bırakmayı, mutluluk uğruna mutsuz olmamayı, bir şeyler elimden kaçıp gidecek korkusuyla kendimi saklamamayı, daha dürüst, daha sakin ve daha cesur olmayı denedim. Biraz başardım, biraz tökezledim ama hiç düşmedim. Hayata ve insanlara bakış açımı “olur ya öyle” olarak değiştirmek için uğraştım açıkçası :) Her ne kadar tesbih yapıp sallayamasam da işte biraz kahkaha, biraz saç savurmalar, birkaç nota mırıldanmalar derken günler geçti. Bu arada artık şarkıları da bağırarak söylüyorum.

Vapura demir iskeleden değil de zıplayarak biniyorum. Trafikte kahvaltı ediyorum. Metroda kitap okuyorum. İçip de biraz güzel olunca “aman biri görür de ayıplar” diye ayakta durmaya çalışmıyorum, düşünce kendime gülüyorum. Yeniye daha çok açık olduğum kadar, eskiye de dönüp neşeli bir selam çakıyorum.

İçimdeki gücü bulup, hayata aduket çektim işte. Bakalım son jeton boşa mı gidecek, yoksa kazanacak  mıyım?

Yagmur

20131002-193658.jpg
Yağmurun bende uyandırdığı hisleri sana tarif etmem imkansız.
En basit şekliyle anlatmak gerekirse, bir temizlenme gibi, yenilenme gibi geliyor. Hani için çok ağırlaşıp da bi’ temiz ağlar, ferahlarsın ya. Sanki Dünya da sıkıntısından, tortusundan arınıyor gibi geliyor.
Bi’ yandan, yazı çok da sevmeyen benim için, eski dost serin havayı kucaklamanın bir yolu, özlediğin bir dostla yeniden içini ısıtarak sarılmak gibi..Yağmura sarılmak deyişimden aklımı yitirdiğim sanılmasın :) Belki de doğduğum bir Kasım günü Ankara’yı sel götürürcesine yağan yağmurun da bende bir etkisi olmuştur, hep annemin anlattığı o deli yağmuru.
Sonbaharı bunca sevme nedenim de bu belki, her sene bir yaş daha almak, binlerce anı, kırık dökük parçaları temizlerken bir yandan ışıldayan yepyeni umutlar.. Bir kırmızı yaprak görüp de önünde on dakika durduğum, İki genç sevgilinin özlemle kavuşmasına gözlerimin dolduğu doğrudur.
Ve sen, her ne kadar bir yere yetişmeye çalışsan da, paçaların sular içinde kalıp isyan etsen de şansına,
Yağmur yağarken bir saniye şemsiyeni indir ve gökyüzüne bak,
Yüzünü yıka tertemiz suyla ve bırak içindeki pas, kir aksın.
Mevsimlerle oynama, her ne kadar sahilde içtiğin içkinin tadı damağında kalsa da, hazanın güzelliğini keşfet.
Elbet o yaz yeniden gelecek.

Herkese muhteşem bir sonbahar diliyorum, en kısa zamanda da en sevdiğim şehirde baharı kutlamaya geliyorum!

MOOC

Unknown

Bir süredir bir arkadaşımın tavsiyesiyle Coursera.org adresinden online ders alıyorum. Ücretsiz. İlk kayıt olduğum ders Sosyal Psikoloji’ydi, Westleyan Üniversitesi’nden Prof.Dr.Scott Plous veriyor. Ders çok keyifli, zaten ilgimi de fazlasıyla çeken bir konu. Dersin içeriğini anlatmam mümkün değil maalesef ama genel olarak toplum içerisindeki davranışlarımızın altındaki nedenler, topluluk davranışları üzerine çok eğlenceli ve bilgi dolu videolar, okumalar ve egzersizler var.
Bu ders Coursera.org tarihinde sanırım en çok kişinin aldığı ders: Dünya çapında 220.000 kişi bu derse kayıtlı. İkiyüz yirmi bin kişi. Belki daha da fazla. Ama bir sınıftaymışçasına hissedebilmek tabii ki zor, bu nedenle Tartışma Forumları var. Kendinizi tanıttığınız, dersler hakkında yorum yaptığınız, ödev hazırlarken danıştığınız ve birçok konuda cevapsız kalan sorularınıza dersin gerçek asistanlarının cevap verdiği forumlar.
Dersi başladığının ikinci haftasından itibaren takip ettiğim için geç kalmıştım ve gündüz elbette iş, akşam da çay kahve sefalarından ötürü ancak 3-4 saat boşluk bulup 20şer dakikalık haftalık videoları tek oturuşta izleyebiliyorum. Ne kadar etkili oluyor bilmiyorum ama birçok büyük deneyin (Stanford Hapishane Deneyi gibi, Das Experiment olarak filmi de ünlüdür) ORİJİNAL kayıtlarını izleme şansı buldum. Bence harika bir fırsat.
Ve bugün buraya yazmamın sebebi.. Dersin ödevini yapmıştım, bir web sitesi incelemesi, sigara içme alışkanlıkları üzerine mini-test ve 3000-6000 karakter arası yapılacak bir analiz. Derste izlenilen videolardan ve okumalardan referans verilerek yapılacak. Geçen cumartesi ödevi yapmıştım ve hiç umudum yoktu, dersi alanların ingilizceleri çok iyi, benimki de iyi ama o derece değil, ya anlatamadıysam, ya formatı çözemediysem, analiz edemediysem.. Bugün notum açıklandı ve tam puan almışım:) Harika bir duygu. Ödevimi değerlendirenler (herkesin ödevi için aynı şey geçerli) ödevle ilgili fikirlerini sisteme girmeden notlandırma yapamıyorlar, o yüzden fikirlerinde “great work, awesome work, detailed analysis” gibi ifadeler okuyunca çığlık attım :D
Sanırım tüm lisans hayatım boyunca aldığım her dersten daha iyi ve daha mutlu hissettiren bu dersi aldığım, bu web sitesiyle tanıştığım için çok mutluyum. Coursera.org da daha birçok derse kayıtlıyım. O kadar geniş skalada dersler var ki, Türkiye’de hiçbir üniversitede alamayacağınız, tamamen kişisel gelişim odaklı dersler, iş performansınızı artıracak nitelikte derslerin yanı sıra Bilgisayar Programcılığına Giriş veya Uluslararası Ceza Hukuku dersi gibi halihazırda okutulan dersler de var. Ücretsiz. Tek yapmanız gereken Coursera.org ve benzeri MOOC (Massive Online Open Courses – Kitlesel Çevirimiçi Açık Derslere) kaydolmak. Ve dersleri izlemek.
Katılım belgesi alabilmek için ödevleri ve varsa sınavları belirtilen tarihten önce tamamlamanız gerekiyor. Ama buna vaktim yok, ben sadece izleyeceğim derseniz o da bir seçenek. Ya da şu an çok yoğunum, baharda bu dersi alabilirim derseniz İzleme Listesine alıp ders yeniden açıldığında kaydolabilirsiniz.
Hepimiz bu şansı değerlendirelim bence, öğrenmenin yaşı yok:)

Olamaz mı? Olabilir!

Son zamanlarda etrafımdakileri daha çok sorgular, daha çok inceler oldum. Bu satırları okuyorsan sevgili S, bunun sebebini biliyorsun :) İlişkilerde çiftleri, arkadaşlıklarda tarafları.. Birbirlerine hem fiziki hareketlerini, hem aralarındaki enerjiyi hisseder oldum. Kimi ortamlardan koşarak kaçmak istedim, kimilerinden hiç ayrılmamak.. Kimi zaman, ortada çok ciddi bir problem varken hiçbir şey yokmuş gibi davranan insanlara, masaya yumruğumu vurup “Neden birbirinizi aptal yerine koyuyorsunuz?” demek istedim. Ama bu duygular açığa çıkmadılar, benimle birlikte o masadan kalkıp evin yolunu tuttular.
Kimi kadınların, canı yananların elini tutmak istedim. Onlar hep güçlü ve güleryüzlüler, ama perdelerin ardındaki hayatlarını kimse bilemez. Kimi kadınları ise parçalamak istedim, özellikle başka kadınların canını yakmaya ant içenleri. Kimi erkeklerle kadeh tokuşturmak istedim, hep sert duran ama herhangi bir kadından daha ince, daha zarif olanlarla..Kimi erkeklere ise, kadın halimle erkekliği öğretmek istedim, çünkü onlar erkekliği sadece “kalp kırmak” zannedenlerdi. Kendi kalplerine, kendilerine güvenmediklerinden başkalarının canını yakarak ayakta durduklarını zannedenler..
Kimisine ise sadece sarılmak istedim. Zamandan bağımsız dost olanlara, bir bardaktan su içebilenlere, cüzdanındaki parayı bilmeden bölüşenlere, kalbindeki sevgisi okyanusları aşanlara, gülümsemesi hüzünlü ama yüreğe değenlere.
Sizi artık daha iyi tanıyorum. Yüzünüzdeki gülüşün gerçek olup olmadığını biliyorum. Size bazen ufak oyunlar oynuyorum, canınızı yakmadan. Hayır, merak etmeyin bu bir test değil. Sizde biraz ben varım, bende ise çokça siz. Hepimiz birbirimizi değiştirdik, kimi zaman hasta edip, kimi zaman iyileştirdik. Ama çokça güzelleştirdik. En güzel yaşlarımızda derin anılarla yer ettik birbirimizde.
Sizi artık daha iyi tanıyorum, “canım” dediğinizde canınız olmadığımı biliyorum. Tüm güzel sözlerin zamansız söylendiğini, hakkının verilmediğini biliyorum. Ve size kızmıyorum. Bu sizin suçunuz değil. Sevginin kıymetini bilmeden, dünyanın en ama en değerli “şey”i olduğunu bilmeden sizi yetiştirenlerin suçu. Kaybetmekten deli gibi korkarak kaybetmeyi kader edinenlerin, dik durmak isterken eğdirenlerin suçu.
Tüm güzel değerlerimizi, anılarımızı, artık ebeveyn olacak yaşa geldiğimiz için aktarırken daha bir dikkat edelim, daha bir özverili olalım ki bizden sonra gelenler ağacı, toprağı bizden daha çok sevsinler, hayvanları korku unsuru olarak değil, can dost olarak görsünler, insanı renginden, dilinden, dininden değil insan olduğu için sevsinler. Dua etsinler, inandıkları inançsızlık bile olsa, inandıkları şey için savaşsınlar. Engellerden kaçmasınlar, engelleri birlikte aşsınlar. Kendilerine güvensinler. Birinin elinden korkuyla veya çıkar uğruna değil, gerçekten sımsıkı tutsunlar.
Ve dünya çok daha güzel bir yer olsun. Kocaman bir çember.
Olamaz mı? Olabilir? :)

 

p.s: Bu yazıyı yazarken bana sadece cırcır böcekleri eşlik etti, başlığı ise sonradan koydum. Anımsattıysa, şarkısını dinlemek isterseniz linki de veriyorum. Hem de bir Eylül akşamındayız ki, ne güzel tesadüftür:)

http://www.youtube.com/watch?v=9y6jH3H_TLg

Kesif | I’m The Tourist

Benim gibi bir “çok gezen” ancak benden “daha çok gezen” blog I’m The Tourist ile çok yeni tanıştım. Özellikle ABD gezilerine dair paylaştıklarıyla ufkumu açtı, “evet kesinlikle kesinlikle gitmeliyim” dedirtti bana.

Bu kız bir harika yazıyor dostum!

Sizi de koltuğunuzdan alıp uzaklara götürsün istiyorsanız, hadi bakalım tık tık!

IMG_1204

Görsel, http://iamthetourist.blogspot.com ‘dan alınmıştır.

Iki Arada Bir Derede

Görsel

Çok mu çok uzun zaman oldu yine karalamayalı?

Günler hangi hız biriminde geçiyor, o arada hangi işler yarım kalıyor, takip edeyim dediklerimin ne kadarını takip edebiliyorum artık ipin ucu kaçmış vaziyette. Yine taslakta bekleyen bol fotoğraflı postlar var, merak etmeyin; sadece biraz mükemmelliyetçi miyim yoksa takıntılı mı bilemem, üstünden geçmeden, bilgilerin doğruluğunu teyit etmeden yayınlamak istemiyorum. Tüm bu koşuşturmacada birkaç gün izin verdim kendime, şahsen tanıyanlar yine isyanlara girecekler “yine nereye?” diye, bu sefer hiçbir yere, hiç kimseye, sadece kendime yapılan bir yolculuk.

Dönüşünde yine, daha dolu daha bol paylaşımlı yazılarla hep birlikteyiz ;)

Görsel http://www.zimlicious.com’dan alınmıştır.

Spor Yapmak veya Yapmamak?

Uzun süredir, malum gündemimiz dışında hiçbir şey düşünmeden, konuşmadan geçiyor vakit. Başka şey konuşulsa, sevgiliye ihanet gibi; tepki gösteriyoruz. Haklıyız da, bunca senedir görmediğimiz duymadığımız onlarca şey varmış. Yıllardır konuşsak bitmez.

Görsel

Kesif | Cokabook

coka3

Yaratıcı insanlar bende hep bir hayranlık duygusu uyandırmıştır, yazılarına, çizimlerine, fotoğraflarına veya yarattıkları her ne ise ona baktığımda hep gıpta ederim. Çizimin bunlar arasında yeri ayrıdır, çünkü resim, eğer “resim” ise sadece görünmekle kalmaz, konuşur, kokar.. Onu canlandırabilmek her babayiğidin … Okumaya devam et