RSS Besleme

Keşif | Cokabook

Posted on
Keşif | Cokabook

Yaratıcı insanlar bende hep bir hayranlık duygusu uyandırmıştır, yazılarına, çizimlerine, fotoğraflarına veya yarattıkları her ne ise ona baktığımda hep gıpta ederim. Çizimin bunlar arasında yeri ayrıdır, çünkü resim, eğer “resim” ise sadece görünmekle kalmaz, konuşur, kokar.. Onu canlandırabilmek her babayiğidin harcı değildir.

coka1

coka2

Bu blogu ilk keşfettiğimde saatlerce başından kalkamamıştım, tam olarak literatürü bilmediğimden yanlış ifade etmek istemiyorum ama Ahmet Coka, hayatı kendi açısından resmetmiş, illüstrasyonları harika.

Bana hep başucu kitabım “Küçük Prens”i hatırlatıyor, ama bu sefer denize karşı rakı balık yapan bir Küçük Prens :)

coka3

Ellerinize, emeğinize sağlık.

çizimleri için http://cokabook.blogspot.com , yazıları içinse  http://hadibenkactim.blogspot.com a gidiniz :)

Azim

Posted on

Hani bazen birşeyi çok ama çok arzularsınız, onu düşlersiniz, araştırırsınız, günlerce resimlerine bakarsınız, size ilham verenleri başucunuza koyarsınız ya.. Öyle zamanlarım olur benim. Ama birkaç gün, hafta, ay geçmiş bir bakmışım ki iki adım ötesine gidememişim olduğum yerin. İşte şimdi tam da o noktadayım.

Hayata biraz daha sıkı bağlanmak, halatları sağlamlaştırmak için ikinci bir kişiye değil, hayallerimize tutunmamız lazım.

Ben artık hayallerimle olan ilişkimi mutlu sona bağlamak istiyorum..

B & S

Posted on

Bu aralar, hiç işim yokmuş gibi oturup Gossip Girl’ün 1. sezonunu baştan izliyorum. İş böyle olunca biraz GG ile ilgilenir oldum, ve hatta pinterestte kendime bir GG Style panosu bile yaptım! :)

GörselBlair Waldorf, ilham veren elegan stiliyle :) Nam-ı diğer Queen B. Gerçekten bu kızda bir hanımefendilik var, üstüne başka birşey giyse veya pijamayla görsem şaşkınlıktan düşüp bayılacakmışım gibi geliyor! Belki de 6 sezondur giydiği incecik belli elbiseler, kalem etekler, her daim zarif topuklar ile bende bu hissiyatı uyandırdı. Kot pantolonla bile görmedik, desem yeridir.

GörselSerena, sarışın bomba, dizi boyunca tüm jön ve yan oyuncularla bir gönül ilişkisi olmuş (Chuck hariç!) afetimiz. İlk başta o salaş saçları, çoğunlukla tercih ettiği mini etek altı düz çizmeleriyle sergilediği bacakları bizlerde çeşitli kıskançlık nidalarına sebep olmuştu. Yalnız çocuk ile harika vakit geçiren Serena, zamanla aşkta aradığını o kahrolasıca gururu yüzünden bulamayınca, giderek daha çok mutsuz ve depresif bir kız oldu. Son sezonlarda artık o kadar kötü giyiniyordu ki, “Serena bu ona herşey yakışır” imajını bile yıktı geçti. Belki de sahne arkasındakiler karakterin içinde bulunduğu depderin buhranı bu şekilde ifade edebileceklerini düşünmüş olabilirler ama sen bu boya bu posa, bu güleryüze niye kıyıyorsun arkadaşım! Çuval giyse yakışır Serena’ya çuvalı bile yakıştıramadılar ama ben aradığımı Pinterest’te buldum :)

GörselGörsel

 

İkisinin bir arada pozları ise ayrı bayılınası!

Gossip Girl de bittiğine göre ikisinin hangi işlerle piyasayı kavuracakları ise merak konusu:) Siz sakın bir yere ayrılmayın!

XOXO =)

 

 

Amsterdam – Rotterdam

Posted on

Yeni yıl geldi, hoş geldi!

Şimdi bu yıl söz verdiğim gibi sıra, daha çok yazmaya, daha çok paylaşmaya geldi.

Amsterdam’da geçirdiğimiz iki gün, gerçek anlamda çok keyifliydi. Şehir, bir sanat eseri değil, muhteşem binalar yok, ama bambaşka bir havası olduğu kesin! İnsanlar özgür ve bu özgürlük insana öyle bir keyif veriyor ki.. Bir önceki Amsterdam postunda bahsetmiştim, insanın şansı olsa tası tarağı toplayıp buraya taşınası, bir bisiklet alası ve amaçsızca süresi geliyor sadece. Sıkmıyor, zaten insanı özgürlük nasıl sıkabilir ki:)

SONY DSCAmsterdam’a gittin mi, mutlaka bir kanal turu yapmak lazımmış. Eğer biletlerini şehrin içindeki ufak dükkanlardan alırsan 1-2 Euro daha ucuza geliyor, özellikle grupla gittiğinde çok işe yarıyor, benden söylemesi ;)

Öncesinde elbette ki günün en önemli öğünü – kahvaltı!

Daha Türkiye’den yurtdışına çıkalı 24 saat olmuş ama, insan Türk kahvaltısı görünce zaman mekan tanımıyor. Tatlı ağırlıklı kahvaltı kesinlikle bana göre değil. Aslında çok kahvaltı yapan bir insan da değilim ama kahvaltı niyetine kruvasan yemeyi de hiç sevmiyorum doğrusu:( Otelden çıkmadan önce biraz google, biraz açlık, bir de toplu taşıma bileti bizi Mozaiek‘e getirdi.(Bos en Lommerweg, 191) Haftasonları saat 11′den itibaren Geleneksel Türk Kahvaltısı servis ediyorlar. Gün boyu yürüyerek harcayacağınız enerjiyi bol yağlı avrupa abur cuburlarından değil simit ve bal-kaymaktan almanızı tavsiye ederim. Gitmeden önce mutlaka rezervasyon da yaptırın. (020 5800383)

IMG_3561

Karnımızı doyurduktan sonra zaten yaşadığımız mutluluğu fotoğraflamaya gerek de yoktu, siz tahmin edersiniz :)

Yol üzerinde bulduğumuz birçok minik dükkana girip çıktık, malum dönüş yolunun sonunda bir iki ufak hediye getirmeden olmaz. Bu dükkandaki hediyeliklere bayıldım, özellikle de duvara asılan mottolara. Fotoğrafta hepsi çıkmamış, en sağda olan “There is no place like home” benimle birlikte eve dönenlerden :)

SONY DSC

SONY DSC

Alkol denince bu şehirde akla elbette ki öncelikle bira geliyor. Her ne kadar Efes’çi olsam da, Heineken’in müze haline getirilmiş fabrikasını gezmeden dönmek olmazdı. Yine bu fabrika gezisi için biletleri, kanal turunda olduğu gibi şehir içindeki ufak dükkanlardan alabiliyorsun. Yanlış hatırlamıyorsam kişi başı 15 Euro idi fiyatı.

IMG_3557

Bundan birkaç yıl önce Amsterdam’a taşınmış yakın arkadaşlarımla buluştuk, orda buluşmak da apayrı bir keyif. Tabi bununla birlikte oraya yerleşmiş arkadaşlarla zaman geçirmenin en iyi yanlarından birisi, şehirli gibi gezmek ya da ingilizce tabiriyle “like a local” :) İsmini hatırlayamadığım, ama yine kendi birasını üreten harika bir birahaneye gittik. Bizdeki ünlü shotlar gibi, burda da shot bardaklarından azıcık daha büyük bardaklarda kendi üretimleri olan biraları tadımlık getiriyorlar, beğendiğini hüpletmek ise sana kalmış. Ben hepsini çok beğenmiştim, ama alkol artık bana pek hitap etmiyor diye tadımlıklarla yetindim.

IMG_3548

Yine biraz alkolden bahsetmek gerekirse, bu şehirde küçük ama dünyanın en harika likörlerini yapan ünlü bir dükkan var, Wynand Fockink. Amsterdam’a gidip bu likörlerden tatmamak olmaz. Ve hatta, kendi likörünü kendin de yapabiliyorsun. Burada dikkat etmen gereken tek şey, likör bardağından ilk yudumunu bardağa eğilerek almak, kaldırmak yasak :) Adres, Pijlsteeg 31.

IMG_3567Ertesi gün ise güneşi görmüş masum köylüler olarak yola düşüp Rotterdam’a gittik. Şaka yapmıyorum, bizim memleketimizde her mevsim görmeye alışkın olduğumuz güneş, bu insanlar için lüks. Güneş gördüklerinde parklara bahçelere yayılmaları da ondanmış. Biz biz olalım, memleketimizin havasının suyunun kıymetini bilelim arkadaş!

Rotterdam’da ilk durak, kübik evler. Bu evlerde gerçekten insanların yaşadığını biliyor muydunuz?

Tesadüfen, kübik evlerden birkaç tanesini bir araya getirip süper sempatik bir hostel yapmışlar ve orada da bisiklet kiralıyorlarmış! Tutturdum, lütfen bisiklete binelim diye, arkadaşlarımı da zorladım, iyi mi ettim kötü mü bilemem (çünkü ertesi gün çok fena hastalandım) ama çok çok keyif aldım yaklaşık 2 saat süren bisiklet turumuzda.

IMG_3602

Zaten bisikletin keyifli yanı, bisiklet için ayrılmış yollar olması. Yoksa Türkiye’de veya orada hiçbir farkı yok, pedallarınıza kuvvet. Ama ayrı yol, ayrı trafik ışığı, bir de üstüne trafikte insana, yaya ve bisikletliye “SAYGI” olduktan sonra dünyanın öbür ucuna kadar süresi geliyor insanın.

IMG_3600

Gezdik tozduk, Rotterdam’ın en ünlüsü Euromast’a geldik. Burada zaten dediğim gibi, turistik birşey yok. Şehrin çoğunluğu zaten öğrencilerden oluşuyor. Euromast, şehrin en yüksek binası, altında bir restoranı var, üstte de kalınabilecek birkaç oda, o da çoğunlukla yeni evli çiftler tarafından tercih ediliyormuş. En üste çıkmak için ayrı bir asansöre biniyorsun, yükseklik korkusu olanlar eminim benim gibi çığlıklar atacaksınız ama bence havanın güzel olduğu bir gün mutlaka bu anı deneyimleyin, limanı tepeden izleyin.

IMG_3599

Aynı zamanda Rotterdam birçok sözleşmenin de düzenlendiği bir şehir, Avrupa’nın en büyük limanlarından biri. Yani benim çalıştığım akademik alanda önemli bir şehir. Kim bilir, belki bir gün buraya akademisyen olarak gelirim? Dilemekten zarar gelmez bence :p

Sonra işte Paris falan:) Sevgiler!

Güle Güle 2012!

Posted on

126709352013newyearbackground

Geçtiğimiz yıl bir “Güle Güle 2011!” postu yapmışım. Orda bu sene yapmak istediklerimi tek tek sıralamış, bu yıl içinde gerçekleştirmeyi hedeflemiştim. Ne yaptım ne yapmadım, e malum insanın kendine dönüp bir bakması lazım..Şimdi gelelim geçirdiğim 365 günün değerlendirmesine..

Öncelikle her zamanki gibi ideal kiloma ulaşmayı ve sporu hayat standardım haline getirmeyi istemişim. Kilo meselesinde henüz ciddi bir değişiklik yok, ama spor işini oturtmaya başladım sayılır. Bu bakımdan kendimi tebrik ediyorum. Özellikle artık daha fazla koşabiliyor olmama çok memnunum. Kilo meselesine gelince artık onu da 2013 yazına gelmeden hallederim diye umuyorum:)

IMG_4328

Tez aşamasına geçtim, okumalarımı yapıyorum, ne yazık ki istediğim hızda ilerleyemiyorum. Bunun için daha çok çalışmalıyım:/

 

Geçen yıl hayatımda beni fazlasıyla yoran, enerjimi çalan birçok şey artık yok. En azından azalttım. İnsanlara “hayır” demeyi öğrenmeye çalışıyorum ve sanırım iyi bir öğrenci değilim. Kimseyi kırmamaya çalıştıkça ben daha çok kırılıyorum, bencilliğe ise hiç tahammül edemiyorum ama terbiyemi bozmalarına da müsaade etmem. Elimden geldiğince artık…

tumblr_m03qyknQ4l1r7lbd2o1_500_large

Gezi konusunda ise, sanırım en en en keyifli madde bu, hayallerimi gerçekleştirdiğimi gururla söyleyebilirim! Birçok arkadaşım bana “leyleği havada gördün” diye takıldı ama inanın ki insanın öncelikle kendisini, daha sonra çevresini keşfetmesinden daha güzel bir yolculuk olamaz. Bern’i, Cenevre’yi, Amsterdam’ı, Paris’i, Floransa’yı, Venedik’i, Roma’yı gördüm, bol bol gezdim, fotoğraf çektim ve yazdım. Elimden geldiğince burada paylaşmaya çalıştım. Herkese gezmek için biraz para biriktirme ve plan yapma azmi dilerim:)

tumblr_lci0fuSuy41qcfwlgo1_500

Şimdi sıra geldi yeni bir listeye!

1) Sağlıklı Yaşam : Bu madde aynen devam. Kilo verilecek, istenilen ve ideal olan sağlıklı sayıya erişilecek, düzenli spor yapılacak.Çok ciddi olmasa da yoğun sağlık problemleri yaşıyorum, bunların önüne geçmek için öncelikle kendimize çok çok iyi bakılacak! Her gün 2 lt su, 2 bardak yeşil çay içilecek. Yürünecek, süt içilecek. Sebze ağırlıklı sağlıklı beslenilecek. Abur cuburdan uzak durulacak (yer mi?)

2) Akademik Yaşam : Doktora için yurt dışı ve burslar araştırılacak. Bir şey yapıyorsan en iyisini yapmalı.

THESIS

3) Gezmeli Yaşam : İnsanlar sana “amma gezdin yeter artık” dese de aslında gittiğin yer değil, asıl mesele kendini keşfetmen. Neyi sevip neleri sevmediğini, hayattaki amacını bulman. Gezerken düşünmen, tarihi hissetmen. O yüzden ne kadar gezersen gez, insan ruhu öyle bir derya ki bir ömür yetmez insana.. Bu yılki büyük hedefimiz ise Amerika! :)

1280759098_central-park-new-york-wallpaper

Bir de elbet ki bol sevgi, bol mutluluk, bol kahkaha.. Başlarına bir de “sağlık” koydun mu, tadından yenmez bir yıl oldu mu sana!

Herkese musmutlu yıllar!

Can You Feel The Love?

Posted on

20121222-133515.jpg

 

Please click on the photo to watch the video/ Lutfen video icin fotografa tiklayin!

Just after my Erasmus in Poland, I graduated and come back to Istanbul, where I planned to live and I got an e-mail from the Student Affairs that a big group of students coming from University of California to Istanbul to attend an Ottoman History class in the heart of its very own roots. There were some students needed to be their company through the summer and I volunteered this position to practice English. I couldn’t miss such an opportunity to get to know “real” American people and cultural exchange.

Students were very fun to be with and we explored our habitat with them all over again, also had the chance to look at Istanbul from their eyes.

This program also made two great people met, just like a romantic movie, girl comes from another part of the world and boy, the local one, he falls in love with her. Maybe some people thought they can not make it work from long distance, but I always believe in true love as no distance can break it. From 2009 till 2012 they make it grow, and this summer they got married!

Hope their love could make the world a little bit brighter and inspire all of us!
I thank Jackie and Aykut to let me publish it here.

——

2009 yilinda Polonya’da Erasmus bittikten sonra Istanbul’a dondugumde okulumun ogrenci islerinden bir e-posta aldim. Iceriginde Amerika’daki University of California’dan bir grup ogrencinin Osmanli Tarihi dersi icin osmanlinin kalbine, Istanbul’a gelecekleri ve bu surecte onlara mentor olacak ogrencilere ihtiyaclari oldugu yaziyordu. Filmlerin otesindeki gercek Amerikalilari tanima firsatini kacirmamak icin bu ise gonullu oldum.

Ogrencilerle takilmak cok keyifliydi, onlari tanimak ve aslinda tahmin ettiginden cok daha iyi, coj daha acik goruslu olduklarini gormek.. Ayrica onlarla beraber yasadigimiz sehri yeniden kesfettik, onlarin bakis acisini kendimizinkine ekledik.

Bu program ayni zamanda iki insanin da tanismasina sebep oldu, Jackie ve Aykut. Ayni romantik filmlerdeki gibi, kiz dunyanin obur ucundan gelir ve sehirli cocuk ona asik olur.. Kimisi bu iliskinin yalnizca Istanbulda kaldiklari sure boyunca surecegini, uzaktan yurutulemeyecegini dusunmus olabilir ama ben gercek aski hicbir mesafenin yikmayacagina inandim. 2009dan bu yana surdurdukleri iliskilerini 2012′de dunya tatlisi bir torenle “kiz evinde” tamamladilar :)

Umarim asklari dunyayi biraz daha aydinlatmak ve guzellestirmek icin ve bizlere de bunun olabilecegine inanmak icin bir sebep olur.

Jackie ve Aykut’a dugun videolarini yayinlamama izin verdikleri icin cok tesekkur ediyorum!

Haftanın Şarkısı-1

Posted on

Bu videoyu ilk defa bir blogda izleyip çok beğenmiştim ama sonrasında adını unuttum ve bir daha dinleme fırsatım olmadı, ta ki bugün arabada radyoda dinleyene dek.. Bugün yaklaşık 50 defa dinlemişimdir..
Değişik ülkelerden kurulmuş bir orkestra Kadebostany.. Kesinlikle takip edilmeli, inşallah bir gün Türkiye’ye de gelirler!
İyi dinlemeler:)

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 348 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: